<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Ergani Haber - Son Dakika Ergani Haberleri</title>
    <link>https://erganigazetesi.com.tr</link>
    <description>Ergani haberleri ile ilgili son dakika gelişmeleri, en sıcak haberler ve geçmişten bugüne tüm detayları Ergani Haber Gazetesi sayfasından takip edebilirsiniz.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://erganigazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 25 Aug 2026 06:10:43 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Sason'da vatandaşlara sigara bırakma poliklinik hizmeti sunuldu]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/sasonda-vatandaslara-sigara-birakma-poliklinik-hizmeti-sunuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/sasonda-vatandaslara-sigara-birakma-poliklinik-hizmeti-sunuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Batman'ın Sason ilçesinde, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara yönelik danışmanlık ve bilgilendirme hizmeti sunuldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sason Toplum Sağlığı Merkezi tarafından Sason Kaymakamlığında vatandaşlara yönelik sigara bırakma poliklinik hizmeti sunuldu.</p> <p>Çalışma kapsamında vatandaşlara sigaranın sağlığa verdiği zararlar, sigarayı bırakmanın önemi ve bırakma süreci hakkında bilgilendirme yapıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>Sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara bireysel danışmanlık sağlanırken, bırakma sürecinde sunulan sağlık hizmetleri ve başvurulabilecek destekler konusunda da bilgi verildi.</p> <p>Gerçekleştirilen çalışma ile tütün kullanımının azaltılması ve vatandaşlarda sağlıklı yaşam bilincinin güçlendirilmesine katkı sağlanmasının amaçlandığı belirtildi. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Batman</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/sasonda-vatandaslara-sigara-birakma-poliklinik-hizmeti-sunuldu</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 14:16:20 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/sasonda-vatandaslara-sigara-birakma-poliklinik-hizmeti-sunuldu.jpg" type="image/jpeg" length="69708"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İlk Yardım Eğitmeni Pekince: Doğru müdahale bir insanın hayatını kurtarabilir]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/ilk-yardim-egitmeni-pekince-dogru-mudahale-bir-insanin-hayatini-kurtarabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/ilk-yardim-egitmeni-pekince-dogru-mudahale-bir-insanin-hayatini-kurtarabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İlk Yardım Eğitmeni Ömer Pekince, acil durumlarda sağlık ekipleri olay yerine ulaşıncaya kadar yapılacak doğru ilk yardım müdahalesinin hayati önem taşıdığını belirterek, vatandaşların temel ilk yardım bilgisine sahip olması gerektiğini söyledi. Pekince, ilk yardımın yalnızca bir sertifika olarak değil, toplumsal bir sorumluluk olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İlk Yardım Eğitmeni Ömer Pekince, ilk yardımın önemi, hangi durumlarda uygulanması gerektiği ve toplumda ilk yardım bilincinin artırılması konusunda İLKHA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.</p> <p>İlk yardımın acil durumlarda hayati bir rol üstlendiğini belirten Pekince, ilk yardımın olay yerine sağlık ekipleri ulaşıncaya kadar mevcut imkânlarla gerçekleştirilen temel müdahale olduğunu ifade etti.</p> <div class='embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube' data-align='none' data-oembed='https://youtu.be/2T8Rrv1Irmo' data-oembed_provider='youtube' data-resizetype='noresize' data-title='https://youtu.be/2T8Rrv1Irmo'><iframe allowfullscreen='true' allowscriptaccess='always' frameborder='0' height='349' scrolling='no' src='//www.youtube.com/embed/2T8Rrv1Irmo?wmode=transparent&jqoemcache=ft8nJ' title='https://youtu.be/2T8Rrv1Irmo' width='425'></iframe></div> <p>Pekince 'İlk yardım, herhangi bir acil durumda, kazada, yaralanmada ya da aniden gelişen bir sağlık probleminde, olay yerine acil sağlık ekipleri gelinceye kadar mevcut imkânları kullanarak yapılan temel ilk müdahaledir.' dedi.</p> <p><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/d9faf19b-f34f-4951-b9f0-21aa61606e36.jpg' style='height:910px; width:1366px' /></p> <p><strong>Ömer Pekince</strong></p> <p><strong>'Doğru bir müdahalede bulunabilmek için temel ilk yardım bilgisi şart'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>İnsanların sosyal bir çevrede yaşadığını ve herkesin herhangi bir anda acil bir durumla karşılaşabileceğini belirten Pekince, bu gibi durumlarda doğru müdahalenin önemine dikkat çekti.</p> <p>Pekince 'İlk yardım bizler için hayati önem taşır. İnsanoğlu sosyal bir varlıktır ve toplumsal bir çevre içerisinde yaşamaktadır. İster kendimiz, ister annemiz, babamız, kardeşimiz ya da hiç tanımadığımız bir insan acil bir durumla karşı karşıya kalabilir ve bizim bu olaya müdahale etmemiz gerekebilir. Doğru bir müdahalede bulunabilmek için ise temel ilk yardım bilgisine sahip olmamız şarttır. Aksi takdirde sevdiklerimiz veya başkaları gözlerimizin önünde hayatını kaybedebilir.' ifadelerini kullandı.</p> <p><strong>'Acil durumlarda ambulansın olay yerine ulaşması belli bir zaman alabilir'</strong></p> <p>Acil durumlarda sağlık ekiplerinin olay yerine ulaşmasının zaman alabileceğini belirten Pekince, bu süreçte yapılacak ilk yardım müdahalesinin kişinin hayatta kalması açısından kritik olabileceğini söyledi.</p> <p>Pekince 'Acil durumlarda ambulansın olay yerine ulaşması belli bir zaman alabilir. Bu süre zarfında hastaya müdahale etmek bizim sorumluluğumuzdur. Müdahale edilmediğinde kişi hayatını kaybedebilir ya da yaşamsal sorunları uzun süre devam edebilir. Bu yüzden ilk yardım müdahalesini bilmek çok önemlidir.' diye konuştu.</p> <p><strong>'Kalbi duran bir hastaya yapılan temel yaşam desteği hayat kurtarabilir'</strong></p> <p>Birçok durumda ilk yardıma ihtiyaç duyulabileceğini belirten Pekince, şöyle devam etti:</p> <p>'Hava yolu tıkanıklıkları ve boğulma vakaları, kalp durması, trafik kazaları, yüksekten düşme vakaları ya da yanıklarda hastaya müdahale etmemiz gerekebilir. Örneğin, kalbi duran bir hastaya olay yerinde yapılan temel yaşam desteği o kişinin hayatını kurtarabilir. Bu müdahale yapılmadığı takdirde hasta hayatını kaybedecektir. Tüm bu nedenlerden ötürü ilk yardım öğrenmeli ve bu müdahaleyi doğru bir şekilde yapmalıyız.'</p> <p><strong>'İlk yardım konusunda farkındalığı artırmak için eğitimlere katılım çoğaltılmalı'</strong></p> <p>Toplumda ilk yardım konusunda henüz yeterli bilincin bulunmadığını ifade eden Pekince 'Maalesef toplumumuzda ilk yardım konusunda henüz yeterli bilinç bulunmamakla birlikte, son yıllarda önemli bir farkındalık oluşmuştur. Ancak bu yeterli değildir; farkındalığı artırmak için ilk yardım eğitimlerine katılımı çoğaltmamız gerekir. İl Sağlık Müdürlükleri tarafından düzenlenen ücretsiz farkındalık eğitimleri ve sosyal medya üzerinden paylaşılan pratik bilgiler bulunmaktadır. İsteyen her vatandaş, İl Sağlık Müdürlüğüne doğrudan başvurarak bu teorik ve uygulamalı eğitimlerden ücretsiz bir şekilde faydalanabilir.' ifadelerini kullandı.</p> <p><strong>'İlk yardımı sadece bir sertifika olarak değil, bir sorumluluk olarak görmeliyiz'</strong></p> <p>Acil durumların ne zaman meydana geleceğinin önceden bilinemeyeceğini belirten Pekince, şunları söyledi:</p> <p>'Acil durumlar önceden haber vermez. Bugün 'benim başıma gelmez' dememek gerekir. Yarın çocuğumuzun, annemizin veya babamızın başına acil bir durum gelebilir. O an sahip olduğunuz doğru bilgi, bir insanın hayatına dokunabilir. Bu yüzden ilk yardımı sadece bir sertifika olarak değil, bir sorumluluk olarak görmeliyiz. Ne kadar bilinçli birey yetiştirirsek, acil durumlarda o kadar güçlü bir toplum oluruz. Bir insanın hayatını kurtarmak için doktor veya sağlık profesyoneli olmaya gerek yoktur; doğru zamanda, doğru müdahaleyi bilmek yeterlidir.' <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Batman</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/ilk-yardim-egitmeni-pekince-dogru-mudahale-bir-insanin-hayatini-kurtarabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 14:04:21 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/ilk-yardim-egitmeni-pekince-dogru-mudahale-bir-insanin-hayatini-kurtarabilir.jpg" type="image/jpeg" length="27880"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından kritik uyarı: Safra kesesi taşları sessizce büyüyor]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/uzmanindan-kritik-uyari-safra-kesesi-taslari-sessizce-buyuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/uzmanindan-kritik-uyari-safra-kesesi-taslari-sessizce-buyuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu, toplumda oldukça yaygın görülen safra kesesi taşlarının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini ancak bazı durumlarda ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Safra kesesi taşı oluşumunda, safra içindeki kolesterolün artması, safra içindeki Bilirubin artışı ve safra kesesinin çeşitli nedenlerle hareketsizliğinin etkili olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Ofluoğlu bu taşların bazen kum tanesi kadar küçük, bazen de bir kaç santimetre büyüklüğe ulaşabildiğini dile getirdi.</p> <p>Safra kesesi taşlarının her zaman belirti vermediğine dikkat çeken Ofluoğlu, birçok kişinin bu taşlara sahip olduğunu fark etmeden yaşamını sürdürdüğünü belirterek 'Safra kesesi taşı yada taşları hayatın bir döneminde ciddi sağlık sorunlarına neden olma ihtimalinin yüksek olması nedeniyle ameliyat edilmelidir. Taşlar hareket ederek safra kesesinin ana safra yoluna açıldığı yerde ya da ana safra yolunda tıkanıklığa neden olduğunda ağrı, iltihap ve ciddi komplikasyonlar gelişebilir.' dedi.</p> <p><strong>'Karnın sağ üst tarafındaki ağrıya dikkat'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>Safra kesesi taşlarının en sık görülen belirtisinin özellikle yemeklerden sonra ortaya çıkan karın ağrısı olduğunu vurgulayan Ofluoğlu 'Özellikle yağlı veya ağır yemeklerden sonra karnın sağ üst kısmında başlayan ve sırta ya da mide bölgesine yayılabilen şiddetli ağrılar safra kesesi taşlarının habercisi olabilir. Halk arasında 'safra kesesi krizi' olarak bilinen bu durum bulantı ve kusma ile birlikte görülebilir. Ağrının uzun sürmesi, ateş ve titreme gibi belirtilerin eklenmesi ise acil değerlendirme gerektirir.' şeklinde konuştu.</p> <p>Safra kesesi taşlarının küçük olmasının avantaj olmadığını söyleyen Ofluoğlu, küçük taşların ana safra yoluna ( koledok ) düşüp tıkanıklık oluşturma riskinin daha yüksek olduğuna ve buna bağlı tıkanma sarılığı olabileceğini dikkat çekti.</p> <p><strong>'Safra kesesindeki taşlar safra kesesi kanseri gelişimine neden olabilir'</strong></p> <p>Safra taşlarının yalnızca ağrıya neden olmadığını ifade eden Ofluoğlu, tedavi edilmeyen vakalarda safra kesesi iltihabı, safra yollarında enfeksiyon( kolanjit), pankreas iltihabı(Pankreatit) ve karaciğer sorunlarının gelişebileceğini belirtti.</p> <p>Ofluoğlu 'Safra akışının engellenmesi sarılığa, enfeksiyonlara ve uzun vadede organ hasarına neden olabilir. Özellikle sürekli ağrı, gözlerde sararma, koyu renkli idrar veya yüksek ateş gibi belirtiler varsa zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.' diye konuştu.Çok nadir de olsa safra kesesindeki taşların safra kesesi kanseri gelişimine neden olabileceğini ifade eden Ofluoğlu 'Her safra kesesi taşı olanda kanser yoktur ama safra kesesi kanserlerinde safra kesesindeki taşlarla birlikte olma oranı çok yüksektir. Kadınlarda daha sık görülüyor.' dedi.</p> <p><strong>'40 yaş sonrası dönemde görülme sıklığı artıyor'</strong></p> <p>Kadınlarda safra kesesi taşı görülme oranının erkeklere göre daha yüksek olduğuna dikkat çeken Ofluoğlu 'Hormonlar bu durum üzerinde etkilidir. Özellikle fazla kilo, diyabet, aile geçmişi, genetik faktörler ve hızlı kilo kaybı safra taşı riskini artırıyor. 40 yaş sonrası dönemde görülme sıklığı artıyor.' ifadelerini kullandı.</p> <p>Safra kesesi taşlarının oluşumunu tamamen önlemenin her zaman mümkün olmadığını ancak yaşam tarzı değişikliklerinin riski azaltabileceğini belirten Ofluoğlu 'Tüm gıda türlerini içeren, paketlenmiş yiyeceklerden uzak bir diyet uygulanmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı, yoğun yağlı kızartma içeren gıdalardan uzak durulmalıdır. Kızartma ve fast food tüketiminin sınırlandırılması, lifli besinlerin artırılması ve kontrollü kilo verilmesi safra kesesinde taş oluşmamasında koruyucu etkisi mevcuttur. Ayrıca düzenli egzersiz yapmanın safra kesesi taşı oluşmasını azalttığı görülmüştür.' şeklinde konuştu.</p> <p><strong>'Safra kesesi taşları çoğu zaman sessiz ilerliyor'</strong></p> <p>Ofluoğlu 'Safra kesesi taşlarının çoğu zaman sessiz ilerlediğini belirterek açıklamasını şöyle tamamladı:</p> <p>'Karın sağ üst bölümünde tekrarlayan ağrı, bulantı ve hazımsızlık şikâyetleri göz ardı edilmemelidir. Erken tanı ile safra taşlarının yol açabileceği ciddi komplikasyonların önüne geçmek mümkündür. Safra kesesi taşlarının tedavisi kapalı (Laparoskopik) yöntemle yapılan ameliyatlarla safra kesesinin taşlarla birlikte alınmasıdır. İşlemin amacı hastayı oluşabilecek risklerden korumaktır. Özellikle risk grubundaki kişilerin şikâyetleri olduğunda gecikmeden bir uzmana başvurması büyük önem taşır.' diye konuştu. <strong>(İLKHA)</strong> </p> <p> </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Bursa</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/uzmanindan-kritik-uyari-safra-kesesi-taslari-sessizce-buyuyor</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 12:25:41 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/uzmanindan-kritik-uyari-safra-kesesi-taslari-sessizce-buyuyor.jpg" type="image/jpeg" length="67565"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Evde sağlık hizmetlerinden 1,3 milyondan fazla hasta yararlanıyor]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/evde-saglik-hizmetlerinden-13-milyondan-fazla-hasta-yararlaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/evde-saglik-hizmetlerinden-13-milyondan-fazla-hasta-yararlaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, evde sağlık hizmetleri kapsamında bugün itibarıyla 1 milyon 352 bin 775 hastaya hizmet verildiğini, 2026'nın ilk yarısında ise 2 milyon 229 bin 76 ev ziyareti gerçekleştirildiğini bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class='MsoNoSpacing'><span style='font-size:11pt'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, evde sağlık hizmetlerinin vatandaşların yanında olmaya devam ettiğini belirtti.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p class='MsoNoSpacing'><span style='font-size:11pt'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Evde sağlık hizmetleri kapsamında bugün itibarıyla 1 milyon 352 bin 775 hastaya hizmet verildiğini ifade eden Memişoğlu, 2026'nın ilk yarısında 2 milyon 229 bin 76 ev ziyareti gerçekleştirildiğini kaydetti.</span></span></p> <p class='MsoNoSpacing'><span style='font-size:11pt'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Memişoğlu, evde sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde görev alan sağlık çalışanlarına emekleri ve özverili çalışmaları dolayısıyla teşekkür etti. <b>(İLKHA)</b></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Ankara</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/evde-saglik-hizmetlerinden-13-milyondan-fazla-hasta-yararlaniyor</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 14:57:44 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/evde-saglik-hizmetlerinden-13-milyondan-fazla-hasta-yararlaniyor.jpg" type="image/jpeg" length="59591"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gramı 245 liradan satılan damla sakızı mide rahatsızlıkları için tercih ediliyor]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/grami-245-liradan-satilan-damla-sakizi-mide-rahatsizliklari-icin-tercih-ediliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/grami-245-liradan-satilan-damla-sakizi-mide-rahatsizliklari-icin-tercih-ediliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kilogram fiyatı 24 bin 500 liraya ulaşan saf damla sakızının özellikle mide rahatsızlıkları, gastrit ve reflü gibi sorunlar nedeniyle tercih edildiğini belirten aktar işletmecileri, damla sakızını kullanan müşterilerinden olumlu geri dönüşler aldıklarını ifade ediyorlar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Damla sakızı, Yunanistan'ın Sakız Adası'nın güneyi ile Türkiye'de İzmir'in Çeşme Yarımadası ve Karaburun çevresinde yetişen sakız ağacından elde ediliyor. Sakız ağacı, sıcak ve kuru yazlar ile ılıman kışların görüldüğü Akdeniz iklimine ihtiyaç duyuyor.</p> <p>Batman'da aktar işletmeciliği yapan Abdullah Aydın, son dönemde mide rahatsızlıklarının arttığını belirterek, vatandaşların beslenmelerine dikkat etmeleri gerektiğini söyledi.</p> <p>Kilogramı 24 bin 500 liradan satılan damla sakızının özellikle mide rahatsızlıkları, gastrit ve reflü gibi sorunlar nedeniyle tercih edildiğini belirten Aydın, ürünün bal ve nebat şekeriyle birlikte tüketildiğini ve müşterilerinden olumlu geri dönüşler aldıklarını kaydetti.</p> <p>Damla sakızı, sakız ağacının gövdesinden elde edilen doğal bir reçine olarak biliniyor. Sıcak ve kuru yazlar ile ılıman kışların görüldüğü Akdeniz iklimini tercih eden sakız ağacı, sınırlı bölgelerde yetiştiği için damla sakızının üretimi ve temini de kısıtlı kalıyor.</p> <p>Yüksek fiyatı nedeniyle damla sakızı genellikle gramla veya küçük miktarlarda satılırken, Batman'da da ürün vatandaşlara 100 gramlık miktarlar halinde sunuluyor.</p> <p>İLKHA muhabirine konuşan aktar işletmecisi Abdullah Aydın, damla sakızının oldukça az yetiştiğini ve bu nedenle fiyatının yüksek olduğunu ifade etti.</p> <p><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/ff06dd49-2467-4827-ab71-5075204e0cd7.jpg' style='height:910px; width:1366px' /></p> <p><strong>Abdullah Aydın</strong></p> <p><strong>'Acem damla sakızı olarak da geçiyor'</strong></p> <p>Aydın, 'Yunan adalarında yetiştiği söylenen damla sakızının kilogram fiyatını şu anda 24 bin 500 liraya satıyoruz. Acem damla sakızı olarak da geçiyor. Fiyatının yüksek olmasının nedeni çok az yetişmesi. Her yerde bulunmuyor. Sadece Yunan adalarında olduğu söyleniyor. Tam olarak bilmiyoruz ancak az yetiştiği için ülkemizde de çok fazla bulunmuyor. Bu nedenle dışarıdan geliyor ve ithal edildiği için fiyatı yüksek oluyor. Genellikle mide rahatsızlıkları için kullanılıyor. Özellikle mide iltihabı, gastrit ve reflü gibi rahatsızlıklarda tercih ediliyor. Hatta mide yaralarına da iyi geldiği söyleniyor.' dedi.</p> <p><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/e1dac323-82bc-435c-8943-74b9127a0b52.jpg' style='height:910px; width:1366px' /></p> <p><strong>'Bal ve nebat şekeriyle tüketiliyor'</strong></p> <p>Damla sakızının nasıl tüketildiğine ilişkin de bilgi veren Aydın, 'Damla sakızını 100 gram olarak veriyoruz. 100 gram damla sakızı, 200 gram nebat şekeriyle birlikte öğütülüp toz haline getiriliyor ve balın içerisine konularak tüketiliyor. Yalnız da tüketilebilir ancak balın içerisinde tüketildiğinde daha etkili olduğu düşünülüyor. Sabah aç karnına ve akşam yemekten önce olmak üzere günde iki kez tüketilebilir. Bir tatlı kaşığı sabah, bir tatlı kaşığı da akşam alınabilir. Mide rahatsızlıkları, gastrit ve reflü gibi sorunlarda kullanılıyor. Mide yaralarına da iyi geldiği söyleniyor. Müşterilerimiz de bunu tüketiyor. Ancak kullanımının bir iki günle sınırlı olmaması gerekiyor. Tam fayda görebilmek için en az 2-3 ay düzenli olarak tüketilmesi gerektiğini söylüyoruz.' ifadelerini kullandı.</p> <p><strong>'Müşterilerimizden aldığımız geri dönüşler oldukça iyi'</strong></p> <p>Damla sakızının yanı sıra tahinin de mide rahatsızlıkları nedeniyle tercih edildiğini dile getiren Aydın, müşterilerinden olumlu geri dönüşler aldıklarını söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:</p> <p>'Müşterilerimizden aldığımız geri dönüşler oldukça iyi. Ürünü verdiğimiz müşterilerimizin yüzde 80-90'ı rahatsızlıklarının geçtiğini, midelerinin rahatladığını söylüyor. Bunun yanında yalnızca damla sakızı ve nebat şekeri değil, tahin de mide rahatsızlıklarına iyi geliyor. Tahin tüketildiğinde de midelerinin düzeldiğini söyleyen vatandaşlar var. Son zamanlarda mide rahatsızlıklarının gerçekten sık yaşandığını görüyoruz. Bunun da beslenme kaynaklı olduğunu düşünüyoruz. Beyaz ekmeğin fazla tüketilmesi ve gıdaların yeterince doğal olmaması bu rahatsızlıkların nedenleri arasında olabilir.'</p> <p><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/276ec2e4-f48e-4260-a745-9a1055d51682.jpg' style='height:910px; width:1366px' /></p> <p><strong>'Mide koruyucuların günü kurtardığını düşünüyoruz'</strong></p> <p>Vatandaşların mide rahatsızlıkları nedeniyle ilaç kullandıklarını ancak şikâyetlerinin devam ettiğini kendilerine söylediklerini aktaran Aydın, ilaçların uzun süreli kullanımına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.</p> <p>Aydın, 'Vatandaşlar, 'İlaç kullanıyoruz, geçmiyor.' diyor. Özellikle mide koruyucu kullandıklarını söylüyorlar. Mide koruyucuların günü kurtardığını düşünüyoruz. Bunların uzun süreli kullanımının bazı etkileri de olabiliyor. Doktor, ilacı bir hafta veya 10 gün kullanmasını söylüyor ancak vatandaşlar ilacı sürekli kullanabiliyor. Dolayısıyla ilaçlar ne olursa olsun uzun süreli kullanıldığında yan etkileri olabilir. Damla sakızının ise herhangi bir yan etkisinin olmadığını düşünüyoruz.' ifadelerini kullandı.</p> <p><strong>'Doktorlar da öneriyor'</strong></p> <p>Damla sakızının kullanımına ilişkin doktorlardan da tavsiyeler aldıklarını belirten Aydın, 'Doktorlar da öneriyor. Son zamanlarda fitoterapi konusunda bilgi sahibi olan doktorların da önerdiğini görüyoruz. Bunun yanında yöresel hekimlerimiz de tavsiye ediyor. Biz de öneriyoruz ve gerçekten geri dönüşlerin çok iyi olduğunu görüyoruz. Herkes kullanabilir. Çocuklar da yetişkinler de kullanabilir. Herhangi bir tansiyon yüksekliğine veya başka bir yan etkiye neden olmadığını düşünüyoruz.' dedi.</p> <p><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/5a43073e-7e41-4ac6-ad46-f9806ebc1aa4.jpg' /></p> <p><strong>'Beslenmelerine dikkat etsinler'</strong></p> <p>Mide rahatsızlıklarının önlenmesinde beslenmenin önemli olduğunu vurgulayan Aydın, özellikle yörede yoğun tüketilen et ve ızgara yemekleri konusunda vatandaşları uyardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>Aydın, 'Beslenmelerine dikkat etsinler. Tükettikleri gıdaların doğal olup olmadığına dikkat etsinler. Özellikle bizim yörede ızgara çok sık tüketiliyor. Izgaranın fazla tüketilmesi de mide rahatsızlıklarına neden olabilir. Beslenmeye dikkat edilmesi gerekiyor. Bizim yörede çok fazla et tüketiliyor. Biraz daha yeşilliğe yönelmelerini tavsiye ediyoruz.' diye konuştu. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Batman</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/grami-245-liradan-satilan-damla-sakizi-mide-rahatsizliklari-icin-tercih-ediliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:34:46 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/grami-245-liradan-satilan-damla-sakizi-mide-rahatsizliklari-icin-tercih-ediliyor.JPG" type="image/jpeg" length="39097"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yılan sokmalarına karşı alınacak önlemler ve hayatta kalmanın yol haritası]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/yilan-sokmalarina-karsi-alinacak-onlemler-ve-hayatta-kalmanin-yol-haritasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/yilan-sokmalarina-karsi-alinacak-onlemler-ve-hayatta-kalmanin-yol-haritasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüz binlerce yılan sokması vakasının incelendiği araştırma, riskin rastgele olmadığını ortaya koyarken tarım alanlarında çalışanlar ve kırsal bölgelerde yaşayanların en yüksek risk grubunda bulunduğunu gösterdi. Uzmanlar, koruyucu ayakkabı ve eldiven kullanımından evlerin çevresindeki saklanma alanlarının temizlenmesine kadar alınabilecek basit önlemlere dikkati çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Yılan sokmaları uzun yıllar boyunca öngörülemeyen ve tamamen tesadüfi olaylar olarak değerlendirildi. Ancak geniş kapsamlı bilimsel çalışmalar, vakaların önemli bölümünün insanların günlük yaşamı, çalışma koşulları, yaşam alanları ve sağlık hizmetlerine ulaşma süresiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Araştırmada, farklı ülkelerden yüz binlerce yılan sokması vakasına ilişkin veriler incelenerek insanların hangi koşullarda daha fazla risk altında olduğu belirlendi. Bulgular, özellikle tropikal ve kırsal bölgelerde tarım faaliyetlerinin yılan sokmalarının başlıca risk alanlarından biri olduğunu gösteriyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'><b>En büyük risk tarlalarda</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Çalışmanın baş araştırmacısı Jaideep Menon'a göre en savunmasız grup, tropikal bölgelerde yaşayan ve açık havada çalışan kırsal kesim sakinlerinden oluşuyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Verilerde tarım, tarla ve çiftlik faaliyetlerinin vakaların önemli bir bölümünün meydana geldiği koşullar arasında öne çıktığı belirtildi. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Tarlalar, çay ve kauçuk plantasyonları ile ormanlara yakın alanların yılanlar için doğal yaşam alanları olması, bu bölgelerde çalışanları doğrudan risk altında bırakıyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Yılan sokmalarının büyük bölümünün bacak ve ayaklarda meydana gelmesi de dikkat çekiyor. Daha önce yapılan saha araştırmaları da alt ekstremitelerin en sık sokulan bölgeler olduğunu ve çıplak ayakla ya da uygun koruyucu giysi olmadan çalışmanın riski artırdığını ortaya koymuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'><b>Yılanlar sadece gece ortaya çıkmıyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Araştırmanın dikkat çektiği noktalardan biri de yılanların yalnızca geceleri aktif olduğu yönündeki yaygın inanışın gerçeği tam olarak yansıtmaması.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Verilerde sokmaların önemli bölümünün gündüz meydana geldiği, özellikle insanların tarla ve açık alanlarda yoğun olarak çalıştığı saatlerde vakaların arttığı belirtildi. Bununla birlikte geceleri meydana gelen vakaların da özellikle kırsal evlerde, yetersiz aydınlatma ve yerde uyuma gibi koşullarla bağlantılı olduğu kaydedildi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Sri Lanka'da yapılan bir saha çalışması da açık alandaki yılan sokmalarının çoğunlukla gündüz gerçekleştiğini, kapalı alanlardaki vakaların ise özellikle geceleri ve uyku sırasında görüldüğünü ortaya koymuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'><b>Hindistan'da 'Dört Büyükler' tehlikesi</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Yılan sokmalarının ağır sonuçlara yol açtığı ülkelerin başında Hindistan geliyor. Ülkede zehirlenme vakalarının önemli bölümünden 'Dört Büyükler' olarak bilinen yılan türleri sorumlu tutuluyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Russell engereği ve testere pullu engerek gibi türlerin zehri kanın pıhtılaşma mekanizmasını bozarak ciddi kanamalara yol açabilirken, kobra ve krait türlerinin zehri sinir sistemini etkileyerek felce ve solunum yetmezliğine neden olabiliyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Özellikle kraitlerin geceleri aktif olduğu ve kırsal evlere girebildiği belirtiliyor. Bu türün sokmaları bazen ağrısız olabildiğinden, kişi belirtileri fark ettiğinde zehrin etkisi ilerlemiş olabiliyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'><b>Asıl yarış tedaviye ulaşmakla başlıyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Yılan sokmalarında zaman kaybı, tedavinin başarısını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Zehirlenme durumunda panzehir tedavisinin mümkün olan en kısa sürede uygulanması gerekiyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>2026'da yayımlanan ayrı bir sistematik derleme de özellikle çocuklarda hastaneye ulaşmada yaşanan gecikmelerin ağır sonuçlarla bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre uygun olmayan ilk yardım uygulamaları ve hastaneye geç başvuru, ciddi zehirlenme ve ölüm riskini artırıyor.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Bu nedenle uzmanlar, yılan sokması sonrasında geleneksel ve zarar verici yöntemlere başvurmak yerine en kısa sürede sağlık kuruluşuna ulaşılması gerektiğini vurguluyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'><b>Korunmak için basit önlemler</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Uzmanların önerileri arasında özellikle tarla ve açık alanlarda çalışanların uzun ve koruyucu ayakkabılar ile kalın eldiven kullanması bulunuyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Yoğun otların bulunduğu alanlarda yürürken bir çubukla çevrenin kontrol edilmesi, karanlıkta ise mutlaka fener kullanılması öneriliyor. Evlerde duvarlardaki çatlak ve açıklıkların kapatılması, ev çevresindeki ot ve çöp yığınlarının temizlenmesi de yılanların yaşam alanlarına yaklaşmasını önleyebilecek tedbirler arasında yer alıyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Kırsal bölgelerde yerde uyuyanların ise özellikle geceleri kullanılan cibinlikleri iyi kapatmaları tavsiye ediliyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Araştırmalar, yılan sokmalarının tamamen önlenemese bile riskin önemli ölçüde azaltılabileceğine işaret ediyor. Bu nedenle uzmanlar, kırsal bölgelerde yaşayanlara yönelik eğitimlerin artırılması, sağlık merkezlerinin panzehire erişiminin güçlendirilmesi ve hızlı sevk sistemlerinin geliştirilmesini istiyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Aptos,sans-serif'>Bilimsel veriler, yılan sokmalarının kader veya tamamen rastlantısal bir olay olmadığını, çalışma koşulları, yaşam alanı, korunma yöntemleri ve sağlık hizmetine ulaşma süresi doğru yönetildiğinde önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olduğunu ortaya koyuyor. <b>(İLKHA)</b></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/yilan-sokmalarina-karsi-alinacak-onlemler-ve-hayatta-kalmanin-yol-haritasi</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 14:50:08 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/yilan-sokmalarina-karsi-alinacak-onlemler-ve-hayatta-kalmanin-yol-haritasi.jpg" type="image/jpeg" length="71232"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anne ve babadan DMD hastası evlatları için yardım çağrısı]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/anne-ve-babadan-dmd-hastasi-evlatlari-icin-yardim-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/anne-ve-babadan-dmd-hastasi-evlatlari-icin-yardim-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şırnak'ın İdil ilçesinde yaşayan Dağ ailesi, DMD (Duchenne Musküler Distrofi) kas hastalığıyla mücadele eden 2 buçuk yaşındaki oğulları Muhammed Talha'nın, Dubai'deki yaklaşık 3 milyon dolar masrafı bulunan gen tedavisine kavuşabilmesi için Türkiye genelinde valilik onaylı yardım kampanyası başlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İdil ilçesinde yaşayan Dağ ailesinin ikinci çocuğu olan Muhammed Talha Dağ'a, dünyada her 5 bin erkek çocuktan birinde görülen DMD (Duchenne Musküler Distrofi) kas hastalığı teşhisi konuldu.</p> <div class='embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube' data-align='none' data-oembed='https://youtu.be/v7ObRZAmO5o' data-oembed_provider='youtube' data-resizetype='noresize' data-title='https://youtu.be/v7ObRZAmO5o'><iframe allowfullscreen='true' allowscriptaccess='always' frameborder='0' height='349' scrolling='no' src='//www.youtube.com/embed/v7ObRZAmO5o?wmode=transparent&jqoemcache=tEcFN' title='https://youtu.be/v7ObRZAmO5o' width='425'></iframe></div> <p>Acılı aile, valilik izni ile bağış kampanyası başlattı. Dubai'de tedavi edilecek olan 2 buçuk yaşındaki Talha Dağ için 3 milyon dolar toplanması gerekiyor. 3 milyon dolarlık tedavi masrafını karşılayamayacaklarını belirten gözü yaşlı aile, hayırseverlerden ve yetkililerden uzanacak bir yardım eli bekliyor.</p> <p>Valilik onaylı yardım kampanyası başlattıklarını ifade eden Hasan Hüseyin Dağ, 'Şırnak İdil'de ikamet ediyorum, Muhammed Talha Dağ'ın babasıyım. Oğlum 2 buçuk yaşında ve DMD (Duchenne Musküler Distrofi) kas hastasıdır. Bundan bir yıl önce kas hastalığı teşhisi konuldu. Oğlumuzla ilgili valilik onaylı kampanya başlattık, Türkiye genelinde. Oğluma yardımcı olmanızı istiyoruz. Tedavi ücreti 3 milyon dolara yakın bir paradır, tedavisi ise Dubai'de yapılacak; maalesef Türkiye'de yapılmıyor.' dedi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p><strong>'Bir anne olarak evladımın yaşıtları gibi okula gitmesini, yürümesini, koşmasını istiyorum'</strong></p> <p>Çocuğunun sağlığına kavuşmasını isteyen acılı anne yardım çağrısında bulunarak, 'Oğlum şu an 2 buçuk yaşında. Zorlu bir tedavi süreci bizi bekliyor. DMD kas hastalığı, zamanla kasların eridiği bir hastalık. İleriki yaşlarda çocuğumun yürüyememesi, yaşıtları gibi okula gidememesi, koşamaması bizim için çok zor bir durum. Valilik onaylı bir kampanya başlattık. İnsanlarımızın duyarlı olup bu kampanyamıza destek sağlamasını istiyoruz. İki çocuğum var, tedavi yaklaşık 3 milyon dolar masrafı var. Gücümüz buna yetmiyor. Halkımızın, yetkililerin, devletimizin bizim yanımızda bulunmasını, elimizden tutmasını istiyoruz. Çocuğumuzun sağlığına kavuşmasını istiyoruz. Bir anne olarak evladımın yaşıtları gibi okula gitmesini, yürümesini, koşmasını istiyorum. Sağlığına bir an önce kavuşmasını istiyorum. Halkımız destek versin, desteklerini esirgemesin.' dedi. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Şırnak</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/anne-ve-babadan-dmd-hastasi-evlatlari-icin-yardim-cagrisi</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 12:22:50 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/anne-ve-babadan-dmd-hastasi-evlatlari-icin-yardim-cagrisi.jpg" type="image/jpeg" length="22369"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir'e ikinci şehir hastanesi müjdesi]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/izmire-ikinci-sehir-hastanesi-mujdesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/izmire-ikinci-sehir-hastanesi-mujdesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, kente 1800 yatak kapasiteli Tınaztepe Şehir Hastanesi'nin inşa edileceğini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dikili Devlet Hastanesi'nin açılışında konuşan Memişoğlu, İzmir'in toplam yatak kapasitesinin 14 bin 350'ye ulaştığını ve sağlık altyapısının her geçen gün güçlendiğini belirtti. 2023'te 2 bin 200 yataklı ilk şehir hastanesinin hizmete açıldığını hatırlatan Bakan, ilçelerde 52 yeni sağlık tesisi ve birinci basamakta 93 sağlık merkezi kazandırıldığını aktardı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>2002'de yıllık muayene sayısının 13 milyon olduğunu, bugün 58 milyonu aştığını ifade eden Memişoğlu, ambulans sayısının 7 kat artışla 204'e çıkarıldığını, hekim sayısının yüzde 120, ebe ve hemşire sayısının ise yüzde 130 arttığını vurguladı.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Gelecek dönemde 68 yeni sağlık tesisinin projelerinin tamamlanarak temellerinin atılacağını bildiren Memişoğlu, İzmir'in yeni sağlık şaheseri olacak 1800 yataklı Tınaztepe Şehir Hastanesi'nin de inşa edileceğini duyurdu.<b> (İLKHA)</b></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, İzmir</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/izmire-ikinci-sehir-hastanesi-mujdesi</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 23:32:21 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/izmire-ikinci-sehir-hastanesi-mujdesi.jpg" type="image/jpeg" length="11017"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şanlıurfa'da ilk kez skolyoz ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/sanliurfada-ilk-kez-skolyoz-ameliyati-basariyla-gerceklestirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/sanliurfada-ilk-kez-skolyoz-ameliyati-basariyla-gerceklestirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesinde omurgasında ileri düzey deformite bulunan 18 yaşındaki hasta, yaklaşık 10 saat süren ve ilk kez gerçekleştirilen kompleks skolyoz ameliyatının ardından sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Oğuz Akçakülü ve ekibi, hastanede daha önce uygulanmayan skolyoz cerrahisini ilk kez başarıyla gerçekleştirdi.</p> <p>Skolyozun omurganın yalnızca yana doğru eğrilmesi olmadığını belirten Akçakülü, hastalığın omurların kendi ekseni etrafında dönmesiyle ortaya çıkan üç boyutlu bir omurga deformitesi olduğunu söyledi.</p> <p>Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde ilerleyen skolyozun ciddi duruş bozukluklarına, ağrıya ve yaşam kalitesinde düşüşe neden olabildiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p><strong>'Hastanın geçmişinde iki ameliyat bulunuyordu'</strong></p> <p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Oğuz Akçakülü, 'Skolyoz, yalnızca omurganın yana doğru eğrilmesi değil, omurların kendi ekseni etrafında dönmesiyle birlikte ortaya çıkan üç boyutlu bir omurga deformitesidir. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkıp ilerlediğinde ciddi duruş bozukluklarına, ağrıya ve yaşam kalitesinde belirgin düşüşe yol açabiliyor. Hastamız 18 yaşında ve daha önce posterior fossa bölgesindeki bir tümör nedeniyle hastanemizde ameliyat edilmişti. Ayrıca başka bir merkezde de omurga ameliyatı geçirmişti. Takiplerinde belirgin skolyoz gelişmesi üzerine ayrıntılı değerlendirmelerimizi yaptık ve cerrahi tedavi kararı aldık. Hastanemizde daha önce skolyoz cerrahisi gerçekleştirilmemişti. Yaklaşık 10 saat süren oldukça kompleks ve titiz bir operasyon gerçekleştirdik. Ameliyattaki amacımız yalnızca omurgadaki eğriliği düzeltmek değil, aynı zamanda omurganın dengesini ve doğal dizilimini yeniden sağlamaktı. Operasyonu herhangi bir nörolojik komplikasyon yaşanmadan başarıyla tamamladık. Hastamızın ameliyat sonrası genel durumu da oldukça iyi. Bu operasyonun hastanemizde skolyoz cerrahisinin başlaması ve Şanlıurfa'da ileri düzey omurga cerrahilerinin uygulanabilmesi açısından önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz.' dedi. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Şanlıurfa, Sağlık</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/sanliurfada-ilk-kez-skolyoz-ameliyati-basariyla-gerceklestirildi</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 14:55:43 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/sanliurfada-ilk-kez-skolyoz-ameliyati-basariyla-gerceklestirildi.jpeg" type="image/jpeg" length="60540"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bağırsak tembelliğine çözüm sofrada!]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/bagirsak-tembelligine-cozum-sofrada</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/bagirsak-tembelligine-cozum-sofrada" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik, yetersiz su tüketimi ve liften fakir beslenmenin yanı sıra son dönemde kullanımı giderek artan zayıflama iğneleri de bazı kişilerde sindirim sistemi hareketlerini yavaşlatarak kabızlık sorununu artırabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Özellikle masa başı çalışanlar, yaşlı bireyler, hamileler ve yeterince lif tüketmeyen kişilerde kabızlığın daha sık görüldüğünü belirten Dahiliye Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent,  kabızlığın nedenleri, bağırsak hareketlerini destekleyen besinler ve hangi belirtilerde hekime başvurulması gerektiği hakkında bilgi verdi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Kabızlık sanıldığından daha yaygın bir sorun</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kabızlığın yalnızca tuvalete çıkamamak anlamına gelmediğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, haftada üçten az dışkılama, sert dışkı, zorlanma hissi ve bağırsakların tam boşalmadığı düşüncesinin de kabızlık belirtileri arasında yer aldığını ifade etti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Özellikle masa başı çalışanlar, yaşlı bireyler, hamileler ve yeterince lif tüketmeyen kişilerde kabızlığın daha sık görüldüğünü belirten Levent, uzun süren kabızlığın yaşam kalitesini düşürdüğünü ve bazı sağlık sorunlarına zemin hazırlayabileceğini söyleyerek, 'Bağırsaklarımız yalnızca sindirim sistemi için değil, genel sağlık açısından da büyük önem taşır. Düzenli çalışan bağırsaklar metabolizmayı desteklerken, yaşam kalitesini de artırır. Bağırsakları doğal yollarla desteklemek için ilk adım; yeterli su içmek, düzenli hareket etmek ve sofralarda lif açısından zengin doğal besinlere daha fazla yer vermektir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Bağırsakları çalıştırmanın ilk şartı lif tüketmek</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bağırsak hareketlerini artıran en önemli besin öğesinin diyet lifi olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, liflerin sindirilemeden kalın bağırsağa ulaştığını ve burada dışkının hacmini artırarak bağırsak hareketlerini hızlandırdığını söyleyerek, lif açısından zengin beslenmenin; kabızlığı önlediğini, bağırsak florasını desteklediğini, kan şekerinin dengelenmesine katkı sağladığını, tokluk hissini artırdığını, kalp ve damar sağlığını desteklediğini ifade etti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Kuru erik doğal bir bağırsak dostu</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kabızlık denildiğinde akla ilk gelen besinlerden birinin kuru erik olduğunu belirten Levent, bunun bilimsel nedenleri bulunduğunu dile getirdi ve 'Kuru erik hem yüksek lif içerir hem de doğal sorbitol sayesinde bağırsakların daha düzenli çalışmasına yardımcı olur.' şeklinde konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Levent, sabah kahvaltısında birkaç adet kuru erik tüketmenin veya akşamdan suda bekletilmiş kuru eriğin suyuyla birlikte yenmesinin bağırsak hareketlerini destekleyebileceğini ifade etti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>İncir ve kayısı da etkili seçenekler arasında</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kuru incir ve kuru kayısının da lif bakımından oldukça zengin olduğunu belirten Levent, bu meyvelerin düzenli ancak kontrollü miktarlarda tüketilmesini önererek, 'Özellikle kuru meyveler yüksek lif içerikleri sayesinde bağırsak hareketlerini artırırken aynı zamanda vitamin ve mineral açısından da önemli kaynaklardır.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Yeşil yapraklı sebzeleri sofradan eksik etmeyin</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Ispanak, semizotu, pazı, marul, roka ve brokoli gibi yeşil sebzelerin bağırsak sağlığını desteklediğini söyleyen Levent, günlük öğünlerde mutlaka sebzeye yer verilmesi gerektiğini belirterek, sebzelerin içerdiği çözünür ve çözünmez liflerin bağırsak hareketlerini doğal şekilde desteklediğini ifade etti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Tam tahıllar bağırsakların düzenli çalışmasına katkı sağlar</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Beyaz ekmek ve rafine un ürünleri yerine tam buğday ekmeği, yulaf, çavdar ve bulgur gibi tam tahılların tercih edilmesini öneren Levent, rafine karbonhidratların lif açısından yetersiz kaldığını, tam tahılların hem bağırsak hareketlerini artırdığını hem de uzun süre tokluk sağladığını belirtti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Kurubaklagiller bağırsak bakterilerini de besliyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Nohut, mercimek, kuru fasulye ve barbunyanın yalnızca lif kaynağı olmadığını söyleyen Levent, bu besinlerin bağırsak mikrobiyotasını besleyen prebiyotik özelliklere de sahip olduğunu dile getirerek, 'Düzenli baklagil tüketimi hem bağırsak hareketlerini artırır hem de yararlı bağırsak bakterilerinin çoğalmasına katkıda bulunur.' ifadelerini kullandı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Meyveleri kabuğuyla tüketmek önemli</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Elma, armut, kivi ve erik gibi meyvelerin özellikle kabuklarının lif açısından oldukça zengin olduğunu belirten Levent, mümkün olduğunca iyi yıkandıktan sonra kabuklarıyla tüketilmelerini önererek, kivinin bağırsak hareketlerini destekleyen en etkili meyvelerden biri olduğuna dikkat çekti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Yoğurt ve kefir bağırsak florasını destekliyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bağırsakların yalnızca lif değil, sağlıklı bakterilere de ihtiyaç duyduğunu ifade eden Levent, probiyotik içeren yoğurt ve kefirin bağırsak mikrobiyotasını güçlendirdiğini, bağırsak florasının dengeli olmasının sindirim sistemi kadar bağışıklık sistemi açısından da önem taşıdığını kaydetti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Hareketsizlik bağırsakları yavaşlatıyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Beslenmenin yanı sıra fiziksel aktivitenin de bağırsak hareketleri üzerinde doğrudan etkili olduğunu söyleyen Levent, düzenli yürüyüş yapan kişilerde kabızlığın daha az görüldüğünü ifade ederek, günde 30 dakikalık tempolu yürüyüşün bile bağırsak hareketlerini belirgin şekilde artırabileceğini söyledi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Bu belirtiler varsa mutlaka doktora başvurun</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kabızlığın bazı durumlarda ciddi hastalıkların belirtisi olabileceğini hatırlatan Dr. Ayhan Levent, şu uyarılarda bulundu:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Dışkıda kan görülmesi, ani başlayan kabızlık, açıklanamayan kilo kaybı, şiddetli karın ağrısı, demir eksikliği anemisi, ileri yaşta yeni başlayan kabızlık gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir iç hastalıkları uzmanına başvurulması gerekiyor.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Bağırsak dostu beslenme uzun vadeli sağlık yatırımıdır</b></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bağırsak sağlığının yalnızca sindirim sistemiyle sınırlı olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Levent, bağırsak mikrobiyotasının bağışıklık sistemi, metabolizma ve genel sağlık üzerinde önemli rol oynadığını vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Kabızlığı yalnızca bir sindirim problemi olarak görmek doğru değildir. Liften zengin beslenme, yeterli su tüketimi, düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları bağırsakların doğal ritmini korumanın en etkili yoludur. Küçük görünen günlük alışkanlıklar, uzun vadede hem bağırsak sağlığını hem de genel yaşam kalitesini belirler.' <b>(İLKHA)</b></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/bagirsak-tembelligine-cozum-sofrada</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 13:25:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/bagirsak-tembelligine-cozum-sofrada.jpg" type="image/jpeg" length="74225"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bağırsakta 100'ün üzerinde polip ve 2 kitle bulundu]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/bagirsakta-100un-uzerinde-polip-ve-2-kitle-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/bagirsakta-100un-uzerinde-polip-ve-2-kitle-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde gaitada gizli kan testi pozitif çıkan hastaya yapılan kolonoskopide, kalın bağırsak ve rektum bölgesinde 100'ün üzerinde polip ile bağırsakta ciddi daralmaya neden olan iki ayrı kitle tespit edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan tetkikler sonucunda kolon kanseri tespit edilen hastanın cerrahi tedavisi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>KETEM'de yapılan gaitada gizli kan testinin pozitif çıkmasının ardından Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne yönlendirilen hastaya kolonoskopi yapıldı.</p> <p>Yapılan incelemede kalın bağırsak ve rektum bölgesinde 100'ün üzerinde polip ile bağırsakta ciddi daralmaya neden olan iki ayrı kitle tespit edildi.</p> <p><strong>Cerrahi müdahale uygulandı</strong></p> <p>Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kamil Öztürk tarafından takip edilen hastaya cerrahi müdahale uygulandı.</p> <p>Ameliyat sonrası yapılan patolojik incelemede hastanın 3. evre kolon kanseri olduğu belirlendi. Bunun üzerine hastanın kemoterapi tedavisine başlandığı ve tedavisinin devam ettiği bildirildi.</p> <p>Op. Dr. Kamil Öztürk, hastada çok sayıda polip bulunması nedeniyle aile bireylerinin de kolon kanseri açısından taranmaya yönlendirildiğini belirtti.</p> <p>Kolon kanserinde erken tanının önemine dikkat çeken Öztürk, taramaların herhangi bir şikâyet ortaya çıkmadan yapılmasının önem taşıdığını ifade etti.</p> <p>Öztürk, kolon kanseri tarama yaşının 45'e çekildiğini belirterek, herhangi bir şikâyeti olmayan bireylerin de 45 yaşından itibaren taramalarını yaptırmaları gerektiğini vurguladı.</p> <p><strong>'Şu an kendimi eskisinden daha iyi hissediyorum'</strong></p> <p>Tedavi sürecini anlatan hasta Musa A, yaşadığı ağrıların ardından hastaneye başvurduğunu belirtti.</p> <p>Musa A, 'Çok fazla ağrılarım oldu, daha fazla dayanamadım ve hemen hastaneye geldim. Ufak bir tarama yapıp gideceğimi sandım ancak yapılan tetkiklerde ciddi bir sorun olduğunu Kamil hocamız söyledi ve hemen tedavi olmam gerektiğini belirtti. Doktorumuz benimle çok ilgilendi ve tedavimi aksatmadan üstlendi. Şu an ağrılarım dindi, tedavim devam ediyor ancak kendimi eskisinden daha iyi hissediyorum. İlgi ve alakaları için doktorumuz Kamil Öztürk'e teşekkürlerimi sunuyorum.' dedi.</p> <p>Yetkililer, özellikle 45 yaş ve üzerindeki bireylerin kolon kanserine yönelik taramalarını ihmal etmemeleri gerektiğine dikkat çekti. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Siirt</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/bagirsakta-100un-uzerinde-polip-ve-2-kitle-bulundu</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 13:24:18 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/bagirsakta-100un-uzerinde-polip-ve-2-kitle-bulundu.jpeg" type="image/jpeg" length="16471"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeşilay Gaziantep Şube Başkanı Şen: Bağımlılıkla mücadelede basın çok önemli]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/yesilay-gaziantep-sube-baskani-sen-bagimlilikla-mucadelede-basin-cok-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/yesilay-gaziantep-sube-baskani-sen-bagimlilikla-mucadelede-basin-cok-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Yeşilay Şube Başkanı Prof. Dr. Haluk Şen, basın mensuplarıyla bir araya gelerek bağımlılığın her türlüsünün önlenmesinde basının rolüne dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep Yeşilay Şubesi'nde basın mensuplarıyla bir araya gelen Yeşilay Şube Başkanı Prof. Dr. Haluk Şen, bağımlılıkla mücadele çalışmaları hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p> <p>Bağımlılığın toplumun farklı kesimlerini etkileyebildiğine dikkat çeken Şen, statü, inanç ve ekonomik durum gibi farklılıkların kişileri bağımlılıktan her zaman koruyamadığını ifade etti.</p> <p>Bağımlılığın her türlüsünün önlenmesi için toplumun tüm kesimlerinin ortak hareket etmesi gerektiğini belirten Şen, bu süreçte basın kuruluşlarının farkındalık oluşturma açısından önemli bir görev üstlendiğini kaydetti.</p> <p><strong>'Kurumlar arası iş birliği önemli'</strong></p> <p>Bağımlılıkla mücadelenin yalnızca tek bir kurumun çalışmasıyla yürütülemeyeceğini vurgulayan Şen, kurumlar arasındaki diyaloğun güçlendirilmesinin önemine değindi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>Şen, ailelerin bağımlılık konusunda bilinçli olmasının, bağımlılığın erken fark edilmesi ve doğru yönlendirmelerin yapılabilmesi açısından büyük önem taşıdığını kaydetti.</p> <p>Şen, Yeşilay Danışmanlık Merkezi'nin (YEDAM) bağımlılıkla mücadelede önemli bir destek sunduğunu belirterek, bağımlılık sorunu yaşayan bireylerin ve ailelerinin profesyonel destek almasının önemine dikkat çeken Şen, YEDAM aracılığıyla kişilere psikolojik ve sosyal destek sağlanırken, ihtiyaç duyulan durumlarda tıbbi desteğe yönlendirme yapılmasının da tedavi sürecine katkı sunduğunu ifade etti.</p> <p>Bağımlılıkla mücadelede gizlilik ilkesinin de büyük önem taşıdığını vurgulayan Şen, destek almak isteyen kişilerin mahremiyetlerinin korunmasının, bireylerin yardım alma konusunda yaşadığı çekincelerin azaltılması açısından önemli olduğunu söyledi.</p> <p><strong>Dijital mecralar etkin kullanılmalı</strong></p> <p>Özellikle gençlere ulaşmak ve bağımlılıkla ilgili doğru bilgileri toplumun geniş kesimlerine aktarmak için sosyal medya ve dijital platformların daha faydalı ve etkin kullanılması gerektiğini belirten Şen, basınla yürütülecek iş birliğinin farkındalık çalışmalarına önemli katkı sağlayacağını ifade etti.</p> <p>Toplantıda bağımlılığın önlenmesi, ailelerin bilinçlendirilmesi, kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesi ve toplumda farkındalığın artırılmasına yönelik görüş alışverişinde bulunuldu. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Gaziantep</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/yesilay-gaziantep-sube-baskani-sen-bagimlilikla-mucadelede-basin-cok-onemli</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 11:47:35 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/yesilay-gaziantep-sube-baskani-sen-bagimlilikla-mucadelede-basin-cok-onemli.JPG" type="image/jpeg" length="39266"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şiddet ve suç genetik mi?]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/siddet-ve-suc-genetik-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/siddet-ve-suc-genetik-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şiddetin doğuştan gelip gelmediği konusunda bilimsel bulgulara dikkat çeken Psikiyatrist Prof. Dr. Tarhan, 'Şiddetle ilgili çok genetik çalışma yapıldı. 'Suç geni var mı?' diye bakıldı. Araştırmalarda ortak nokta şu: Saldırganlık eğilimiyle ilgili gen var fakat doğuştan suçlu yok. Doğuştan psikopat yok.' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şiddet ve şiddet psikolojisi konusunu değerlendirdi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>IPSOS'un 29 ülkede yaptığı araştırmalara atıf yapan Prof. Dr. Tarhan, çalışmalara göre şiddetin istatistiksel olarak da arttığını ve medyanın bu süreçteki rolünü şöyle değerlendirdi:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Şiddet olayları medyanın yaşamsal gıdası. Çünkü sıra dışı olaylar izlenirliği artırıyor. İnsan biyolojik olarak olumsuza daha duyarlıdır. Medya bunu farkındalık oluşturmak amacıyla yaptığında bile, görüntülerin sık tekrarı insanlarda duyarsızlaşmaya yol açıyor. Bazı kişiler şiddeti model alıyor, bazıları 'kötü dünya sendromu' dediğimiz bir kaçınma davranışı geliştiriyor, bazı gençler saldırganlaşıyor, bazıları ise depresifleşiyor.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Günümüzde en çok artış gösteren şiddet türünün sosyal şiddet olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, 'Empati eksikliği ve alkol, madde bağımlılığı olan kültürlerde şiddet ciddi biçimde artıyor. Yasaklı maddelerin kullanımı, insanın hem kendisine hem çevresine zarar verme eğilimini güçlendiriyor. Bu kültürlerde şiddet cezasızlık algısıyla birleştiğinde, zorbalık normalleşiyor. Kişinin kendine zarar verme özgürlüğü bile olmamalı.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Utanma duygusu zayıfladıkça saldırganlık artıyor</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Şiddetin kültürel boyutuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, 'Utanma duygusunun zayıfladığı toplumlarda saygı azalıyor' ifadesinde bulundu. Japon kültüründe utancın yüceltilmesi dolayısıyla şiddetin düşük düzeyde seyrettiğini belirten Prof. Dr.  Tarhan, şu örneği verdi:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Japonya'da toplum önünde mahcup olma duygusu öyle güçlü ki, kişi utançtan intihar edecek noktaya gelebiliyor. Bu kültürsel kontrol mekanizması sosyal düzeni koruyor. Ancak yeni kuşaklarda utanma duygusu zayıfladıkça, empatiyle birlikte saygı da eriyor. Çocuk başkasının hakkını, eşyasını umursamamayı normal görmeye başlıyor. Empati ve utanma duygusu zayıfladıkça saldırganlık artıyor.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>'Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma' kuralı</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Prof. Dr. Tarhan, toplumsal çözülmenin temelinde benmerkezcilik ve nemelazımcılığın hızla yayılmasının yattığını ifade ederek, '20 yıl sonra biz de Batı'daki benmerkezci, duyarsız kültürle karşı karşıya kalabiliriz. 'Başkası açlıktan ölse bana ne, ben tok olduktan sonra' anlayışı yayılıyor. Bu yaklaşım küresel bir tehdit. 1993'te Chicago'da toplanan Dünya Küresel Ahlak Deklarasyonu'nda, 'Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma' kuralı evrensel olarak vurgulanmıştı. Bugün yeniden buna ihtiyaç var.' şeklinde konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>İnsan beynindeki algoritmayı yeniden yazabilir</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Şiddet eğilimlerinin değiştirilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, beynin epigenetik ve nöroplastik yapısına dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'İnsanın beynine bir düşünce girdiğinde, o düşünceye duygu eklenirse inanç haline gelir. Altı hafta sürdürülürse alışkanlık, altı ay sürdürülürse kişilik haline gelir. Yanlış bir düşünce fark edildiğinde, kişi beynindeki algoritmayı yeniden yazabilir. Buna 'reprogramming' diyoruz. Alternatif düşünce teknikleri, stresle başa çıkma biçimlerini değiştiren zihinsel esneklik, şiddet eğilimlerini dönüştürmede çok etkili.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Prof. Dr. Tarhan, beyni en aktif tutan şeyin sadece bilgi öğrenmek değil, öğrenileni deneyimlemek ve anlatmak olduğunu dile getirdi ve 'Beyin 'ya kullan ya kaybet' kuralıyla çalışır. Yeni deneyimlere açık, rutini kıran kişiler Alzheimer'a bile daha dirençli. Sürekli aynı şeyi yapan, düşünmeyen, sorgulamayan kişilerde ise beyin yolları körelir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Şiddetin arkasında depresyon ve stres var</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Erkek şiddetinin önemli bir kısmı aslında klinik vakalar' diyen Prof. Dr. Tarhan, 'Birçok erkek öfkesinin farkında değil, aslında depresyon yaşıyor. Kadın duygularını ağlayarak dışa vururken, erkek öfke yoluyla ifade ediyor. Şiddet, çoğu zaman depresyonun dışavurum biçimi. Stres seviyesi küresel olarak çok yüksek. İnsan beyni her gün aslanla karşılaşmış gibi tehdit algısı içinde yaşıyor. Bu biyolojik stres yükü, şiddeti ve intiharı artırıyor.' diye konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dünya genelinde intihar oranlarının özellikle gençlerde hızla yükseldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, 'İngiltere'de 16-24 yaş arası gençler arasında trafik kazalarından çok intihar nedeniyle ölüm yaşanıyor. Bu, küresel bir alarmdır' ifadelerini kullandı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Şiddetin önlenmesi için bireysel ve toplumsal düzeyde özdenetim ve empati eğitimine ihtiyaç olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, 'Şiddetin biyolojik, psikolojik, sosyal ve kültürel boyutlarını anlamadan çözüm üretilemez. İnsanlara özbilinç, özdenetim, empati ve alternatif düşünme biçimleri kazandırmak gerekiyor. Bu eğitim erken yaşta başlarsa, toplumda dayanışma, saygı ve merhamet yeniden kök salabilir.' şeklinde konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Genetik araştırmalar ne söylüyor?</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şiddetin doğuştan gelip gelmediği konusunda bilimsel bulgulara dikkat çekerek, 'Şiddetle ilgili çok genetik çalışma yapıldı. 'Suç geni var mı?' diye bakıldı. Araştırmalarda ortak nokta şu: Saldırganlık eğilimiyle ilgili gen var fakat doğuştan suçlu yok. Doğuştan psikopat yok.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dopamin ve COMT geninin önemine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, bu genlerin bazı bireylerde saldırganlık eğilimini artırabildiğini, fakat bunun suça yönelmek anlamına gelmediğini belirtti:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'COMT geninin GG aleli özellikle ABD'de karma dövüş sporcularında çok yüksek çıktı. Aynı gen bazı kişilerde psikoz riskini artırıyor. Ama bu hastalık değil, yatkınlık geni. Önemli olan kişinin o enerjiyi nereye kanalize ettiği.' diyen Prof. Dr. Tarhan, benzer genlere sahip iki kardeşten birinin bilim insanı olabildiğini, diğerinin ise suça yönelebildiğini söyledi ve 'Genler bir sermayedir; onu iyi ya da kötü kullanmak kişinin özgür iradesiyle ilgilidir.' diye konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Çocuklukta öğrenilen davranışların kader olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, 'Ben babamdan şiddet gördüm, ben de uygulayacağım deme hakkı yok. 15 yaşına kadar öğreniyorsun ama 15'ten sonra bunu değiştirme sorumluluğun var.' ifadesinde bulundu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Narsistik kişilikler; dediğini yapmazsan şiddete başvurabilir</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Şiddet davranışının sadece fiziksel olmadığını; tehdit, mobbing ve ekonomik baskının da şiddet türleri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, en çok risk taşıyan kişilik yapılarını şöyle sıraladı:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Birincisi antisosyal kişilikler; suça beceriklidir, acımasızdır. İkincisi narsistik kişilikler; dediğini yapmazsan şiddete başvurabilir. Üçüncüsü borderline kişilikler; öngörülemezdir, dengesizdir.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'> Dördüncüsü histriyonik kişilikler; teatraldir, şiddete çanak tutabilirler.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Ahlaki akıl yürütme anaokulu döneminde öğretilmeli</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Ahlaki akıl yürütme bir çocuğa öğretilmezse, o çocuğun ileride şiddete yönelebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, 'Bu beceri kendiliğinden gelişmediği için küçük yaşlardan itibaren kazandırılması gerekir. Bir eğitim sistemi çocuğu şiddete ve bağımlılığa karşı güçlü kılmak istiyorsa, ahlaki akıl yürütmeyi daha anaokulu döneminde öğretmelidir. Bu çağda en büyük rehberimiz akıl ve bilimdir. Yüzyıllardır alıştığımız gibi yalnızca dini sağlamlığa değil, bilimsel sağlamlığa da dayanmalıyız.' şeklinde konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Günümüzde kötülük yapmaktan zevk alan kişilerin sayısında artış var</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Şiddetle ilgili araştırmalara işaret eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'İnsanların empati duygusunu, başkalarına saygıyı ve nezaketi geliştirmesi gerekiyor. Bu nedenle 'akran zorbalığı' yerine 'akran nezaketi' kavramı kullanılmaya çalışılıyor. Hatta sadece akran nezaketi değil, 'akran iyiliği' denmesi daha doğru. Çünkü bir insan iyilik yapmayı yaşamının merkezine alırsa iyicil davranışlar geliştirir, şiddete yönelmez. Başkasının hakkına daha rahat saygı duyabilir. İyilik yapmaktan zevk alan bir kişiden kötülük beklenmez. Ne yazık ki günümüzde kötülük yapmaktan zevk alan kişilerin sayısında artış görülüyor.'</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Stres yükseldiğinde bazı kişiler çok kolay öfkeleniyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Baskı kültürünün şiddeti artırdığına da dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, 'Gücün kanunda değil şahısta olduğu aile, kurum ve toplumlarda şiddet yükselir.' ifadesinde bulundu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Toplumsal yapıda yaşanan hızlı değişimlerin ruh sağlığındaki etkilerine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, 'Sosyal ve ekonomik hareketlilik arttığı için hızlı bir yaşam var. Bu hız insanlarda stres seviyesini yükseltiyor. Stres yükseldiğinde bazı kişiler çok kolay öfkeleniyor. Cezaevine gidenlerin yüzde 60–70'i pişmandır; çoğu bir anlık öfkeyle karar veriyor. Ayrıca madde kullanımı ve ekonomik sorunlar öfkeyi tetikliyor.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Pandemi sonrası psikiyatrik sorunların belirgin biçimde arttığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, 'Dünyada şu anda en çok yapılan ilaç çalışmaları antidepresanlar üzerine. Depresyon araştırmaları Covid'den sonra birinci, sonra ikinci sıraya geldi. Bu tablo arka planda öfkenin, suçun, şiddetin, boşanmaların, aile içi çatışmaların arttığını gösteriyor.' şeklinde sözlerini tamamladı. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, İstanbul</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/siddet-ve-suc-genetik-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 11:18:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/siddet-ve-suc-genetik-mi.jpg" type="image/jpeg" length="20435"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Sılay: Obezite artık sadece kilo sorunu değil, kronik bir hastalık]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/dr-silay-obezite-artik-sadece-kilo-sorunu-degil-kronik-bir-hastalik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/dr-silay-obezite-artik-sadece-kilo-sorunu-degil-kronik-bir-hastalik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aile Hekimi Dr. Yavuz Selim Sılay, Türkiye'nin obezite oranlarında Avrupa'nın ilk sırasında yer almasının yaşam tarzındaki değişimlerle bağlantılı olduğunu belirterek, sağlıklı beslenme, düzenli hareket ve toplumsal farkındalığın obeziteyle mücadelede temel unsurlar olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aile Hekimi Dr. Yavuz Selim Sılay, obezitenin artış nedenleri, yaşam tarzının etkileri ve korunma yöntemlerine ilişkin İLKHA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.</p> <p>Dünya Sağlık Örgütü'nün obeziteyi yalnızca bir kilo problemi değil, kronik ve ilerleyici bir hastalık olarak tanımladığını hatırlatan Sılay, hareketsiz yaşam, yüksek kalorili hazır gıdaların yaygınlaşması, uyku bozuklukları ve kronik stresin obezite salgınını besleyen başlıca etkenler arasında yer aldığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p><strong>'Obezitenin artmasının temel nedeni alınan enerji ile harcanan enerji arasındaki dengenin bozulmasıdır'</strong></p> <p>Sılay, 'Obezite neden artıyor? Şu an Avrupa'nın şampiyonuyuz ne yazık ki. Bir aile hekimi olarak son yıllarda en sık karşılaştığımız sağlık sorunlarından biri obezitedir. Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi artık yalnızca bir kilo problemi değil, kronik ve ilerleyici bir hastalık olarak tanımlamaktadır. Dolayısıyla ciddi bir obezite patlaması dönemindeyiz. Obezitenin artmasının temel nedeni alınan enerji ile harcanan enerji arasındaki dengenin bozulmasıdır. Geçmişte insanlar günlük yaşam içerisinde çok daha fazla hareket ediyordu. Tarımda çalışıyor, yürüyerek ulaşım sağlıyor veya fiziksel işlerde görev alıyordu. Günümüzde ise teknolojik gelişmeler sayesinde insanlar daha az hareket eder hale geldi. Bunun yanında yüksek kalorili hazır gıdaların yaygınlaşması da önemli bir etkendir. Fast-food ürünleri, şekerli içecekler, paketli atıştırmalıklar ve işlenmiş gıdalar geçmişe göre çok daha kolay ulaşılabilir hale gelmiştir. Uyku bozuklukları, kronik stres, ekonomik nedenlerle sağlıklı gıdaya erişimde yaşanan güçlükler ve ekran başında geçirilen sürenin artması da obezite salgınını besleyen faktörler arasındadır. Bugün artık obezite yalnızca yetişkinlerin değil, çocukların da ciddi bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Çocukluk çağında başlayan obezite erişkin dönemde diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalığı riskini önemli ölçüde artırmaktadır.' dedi.</p> <div class='embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-youtube' data-align='none' data-oembed='https://youtu.be/XFyjQikhybY' data-oembed_provider='youtube' data-resizetype='noresize' data-title='https://youtu.be/XFyjQikhybY'><iframe allowfullscreen='true' allowscriptaccess='always' frameborder='0' height='349' scrolling='no' src='//www.youtube.com/embed/XFyjQikhybY?wmode=transparent&jqoemcache=KnfJc' title='https://youtu.be/XFyjQikhybY' width='425'></iframe></div> <p><strong>'Bir fast-food menüsü bazen kişinin günlük enerji ihtiyacının yarısına yakın kalori sağlayabilmektedir'</strong></p> <p>Beslenme alışkanlıkları obeziteyi direk etkilediğini belirten Sılay, şunları aktardı:</p> <p>'Beslenme alışkanlıkları obezitenin gelişmesinde en önemli faktörlerden biridir. Modern yaşamda insanlar daha hızlı tüketilebilen, daha ucuz ve daha lezzetli görünen ürünlere yönelmektedir. Ancak bu ürünlerin büyük kısmı yüksek kalori içerirken vitamin, mineral ve lif açısından yetersizdir. Örneğin bir kutu gazlı içecek yaklaşık 8-10 küp şeker içerebilmektedir. Bir fast-food menüsü bazen kişinin günlük enerji ihtiyacının yarısına yakın kalori sağlayabilmektedir. Sorun sadece ne yediğimiz değil, nasıl yediğimizdir. Hızlı yemek yemek, televizyon veya telefon karşısında yemek yemek, gece geç saatlerde beslenmek ve porsiyon kontrolü yapmamak kilo artışını kolaylaştırmaktadır. Ayrıca birçok kişi susuzluk hissini açlıkla karıştırmakta ve gereğinden fazla tüketim yapmaktadır. Sağlıklı beslenmede amaç aç kalmak değil, doğru miktarda, doğru zamanda ve doğru içerikte beslenmektir.'</p> <p><strong>'Hareketsiz yaşam obezitenin görünmeyen ancak çok güçlü nedenlerinden biridir'</strong></p> <p>Sılay, 'Hareketsiz yaşam ne yazık ki bu işin merkezinde. Hareketsiz yaşam obezitenin görünmeyen ancak çok güçlü nedenlerinden biridir. İnsan vücudu hareket etmek üzere tasarlanmıştır. Ancak günümüzde birçok kişi sabah arabaya binmekte, gün boyu masa başında çalışmakta ve akşam saatlerini televizyon veya telefon karşısında geçirmektedir. Araştırmalar günde 8 saatten fazla oturan bireylerde obezite, diyabet ve kalp-damar hastalığı riskinin belirgin şekilde arttığını göstermektedir. Düzenli fiziksel aktivite yalnızca kalori yakılmasını sağlamaz. Aynı zamanda insülin duyarlılığını artırır, metabolizmayı destekler, kas kütlesini korur ve stres seviyesini azaltır. Çocuklarda ise ekran bağımlılığı nedeniyle açık hava oyunlarının azalması obezite oranlarının yükselmesinde önemli rol oynamaktadır.' ifadelerine yer verdi.</p> <p><strong>'Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapılması önerilmektedir'</strong></p> <p>Obezite nasıl önleneceğiyle ilgili de Sılay, 'Sağlık Bakanlığımızın yaptığı çalışmalar muhteşem. Obeziteyi önlemek için mucize bir diyet veya tek bir ilaç yoktur. Başarının temelinde yaşam tarzı değişikliği bulunmaktadır. Öncelikle şekerli içeceklerin tüketimi azaltılmalıdır. Su temel içecek haline getirilmelidir. Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller ve kaliteli protein kaynakları günlük beslenmede daha fazla yer almalıdır. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapılması önerilmektedir. Bu süre günde yaklaşık 30 dakikalık tempolu yürüyüşe karşılık gelmektedir. Yeterli uyku da kilo kontrolünde önemlidir. Uyku eksikliği açlık hormonlarını etkileyerek kişinin daha fazla yemek istemesine neden olabilir. Düzenli sağlık kontrolleri yaptırmak ve kilo artışını erken dönemde fark etmek de önemlidir. Hepimizin evinde bir baskül olsun her sabah kilomuza bakalım.' şeklinde belirtti.</p> <p><strong>'Obeziteyi önlemek, gelecekte ortaya çıkabilecek birçok kronik hastalığı da önlemek anlamına gelir'</strong></p> <p>Obeziteyle mücadelede toplumsal bilince dikkat çeken Sılay, 'Obeziteyle mücadele yalnızca bireyin sorumluluğu değildir. Bu mücadelede aileler, okullar, medya, yerel yönetimler ve sağlık sistemi birlikte hareket etmelidir. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırılmalıdır. Okul kantinlerinde sağlıklı seçenekler artırılmalı ve fiziksel aktivite desteklenmelidir. Medyada gerçekçi olmayan beden algıları yerine sağlıklı yaşam bilinci teşvik edilmelidir. Şehir planlamasında yürüyüş yolları, bisiklet yolları ve spor alanları artırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki obezite yalnızca estetik bir konu değildir. Diyabet, hipertansiyon, kalp krizi, felç, uyku apnesi ve bazı kanser türleriyle ilişkili ciddi bir sağlık sorunudur. Obeziteyi önlemek, gelecekte ortaya çıkabilecek birçok kronik hastalığı da önlemek anlamına gelir.' dedi. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Ankara</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/dr-silay-obezite-artik-sadece-kilo-sorunu-degil-kronik-bir-hastalik</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 14:27:29 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/dr-silay-obezite-artik-sadece-kilo-sorunu-degil-kronik-bir-hastalik.JPG" type="image/jpeg" length="43283"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gaziantep OSB'ye 500 bin kişiye hizmet verecek hastane açıldı]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/gaziantep-osbye-500-bin-kisiye-hizmet-verecek-hastane-acildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/gaziantep-osbye-500-bin-kisiye-hizmet-verecek-hastane-acildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi'nde 50 yatak kapasitesiyle hizmet verecek Şehitkamil Devlet Hastanesi OSB ek hizmet binası, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'nun katıldığı törenle açıldı. Hastanenin, OSB'de çalışan 300 bin kişi ve çevre yerleşimlerle birlikte yaklaşık 500 bin kişiye sağlık hizmeti sunması bekleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi (GAOSB), Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve Sağlık Bakanlığı işbirliğiyle hayata geçirilen Şehitkamil Devlet Hastanesi 50 yataklı OSB ek hizmet binası, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'nun katılımıyla düzenlenen törenle hizmete açıldı.</p> <p>Türkiye'nin en büyük organize sanayi bölgesi içerisinde yer alan hastane, OSB'de istihdam edilen yaklaşık 300 bin kişinin yanı sıra çevrede yaşayanlarla birlikte yaklaşık 500 bin kişilik nüfusa sağlık hizmeti sunacak.</p> <p>Açılış töreninde konuşan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, hastanenin yapımında emeği geçenlere teşekkür ederek, OSB'de çalışan işçiler, emekçiler ve üretim yapan sanayicilerin önemli bir hizmete kavuştuğunu söyledi.</p> <p>Bakan Memişoğlu, 'Özellikle organize sanayi bölgesinde çalışan bütün emekçilere, işçilere ve orada üretim yapan sanayiciye ve bunu destekleyen bütün yönetimlere teşekkür ediyorum. Bu hastanede çalışacak arkadaşlara başarılar diliyorum. Buradan hizmet alacak her bir vatandaşımıza Allah'tan şifa diliyorum. Biz burada, organize sanayi bölgesinde yaşanabilecek travmasından kazalara kadar her vakaya gerekli müdahaleleri yapabilir hale getireceğiz en kısa zamanda. Ben emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Milletimize hayırlı olsun.' dedi.</p> <p><strong>'OSB'de hastanenin olmaması büyük eksiklikti'</strong></p> <p>Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Cengiz Şimşek ise hastanenin açılışının bölge açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Yaklaşık 300 bin kişinin istihdam edildiği OSB'de hastane bulunmamasının önemli bir eksiklik olduğunu ifade eden Şimşek, yeni hizmet binasıyla bu sorunun giderildiğini söyledi.</p> <p>OSB'nin öncelikleri arasında üretimin sürdürülebilirliğinin yanı sıra çalışanların yaşam standartlarının yükseltilmesinin de bulunduğunu belirten Şimşek, 'Organize sanayi bölgesi olarak bizim iki önemli önceliğimiz var. Birincisi ulaşım, altyapı, enerji, su ve benzeri yatırımlarla üretimin, tedarik zincirinin kesintiye uğramasını engelleyerek sanayicimize rekabet avantajı kazandırmaktır. İkincisi de çalışanlarımızın çalışma ve hayat standartlarını yükseltecek eğitim, sağlık, konut, sosyal tesis gibi yatırımları hayata geçirmektir.' ifadelerini kullandı.</p> <p><strong>'Çalışanlarımız bizim için önemli'</strong></p> <p>OSB'nin üretim, istihdam ve ihracat açısından Türkiye ekonomisinde önemli bir konuma geldiğini vurgulayan Şimşek, bu başarıda çalışanların büyük payı olduğunu belirtti.</p> <p>Şimşek, 'Çalışanlarımız bizim için önemli. Çünkü bugün Türkiye'nin en büyük OSB'si olarak üretim, istihdam ve ihracatımızla ülke ekonomisinin gözbebeği haline geldiysek, bunu çalışanlarımızla birlikte başardık. Buradan hepsine emekleri için bir kez daha teşekkür ediyorum.' diye konuştu.</p> <p>Çalışanların yaşam kalitesini artırmaya yönelik yatırımların sürdüğünü kaydeden Şimşek, eğitim yatırımları, kreş ve sosyal tesislerin yanı sıra çalışanlara lojman imkanı sunulması için de Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve ilgili bakanlıklarla çalışmaların devam ettiğini söyledi.</p> <p><strong>'Hastanenin açılmasıyla sorun çözülmüş oldu'</strong></p> <p>Gaziantep OSB'de yaklaşık 300 bin kişinin istihdam edildiğine dikkat çeken Şimşek, bu rakamın Türkiye'de nüfusu 300 binin altında olan 20 şehirden daha fazla olduğunu belirtti.</p> <p>Böylesine yoğun bir nüfusun bulunduğu bölgede hastane olmamasının özellikle acil durumlarda önemli sorunlara yol açtığını dile getiren Şimşek, 'Özellikle acil müdahale gerektiren durumlarda hastalarımız şehir merkezindeki hastanelere giderken zaman kaybediyor, tedavi gecikiyor, zorlaşıyordu. Hastanemizin hizmete girmesi ile bu sorun çözülmüş oldu.' dedi.</p> <p>Hastanenin OSB içerisinde meydana gelebilecek trafik kazalarına da kısa sürede müdahale imkanı sağlayacağını ifade eden Şimşek, Sağlık Bakanlığı ve Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle hayata geçirilen hastanenin teknolojik açıdan modern cihazlarla donatıldığını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>Şimşek, hastanede her gün binlerce kişiye kaliteli sağlık hizmeti sunulmasının, yatırımın bölge için ne kadar gerekli olduğunu ortaya koyacağını ifade ederek, projenin hayata geçirilmesinde emeği geçenlere teşekkür etti. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Gaziantep</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/gaziantep-osbye-500-bin-kisiye-hizmet-verecek-hastane-acildi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:51:42 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/gaziantep-osbye-500-bin-kisiye-hizmet-verecek-hastane-acildi.jpeg" type="image/jpeg" length="51947"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal medyadaki kusursuzluk algısı gençleri kıyaslamaya itiyor]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/sosyal-medyadaki-kusursuzluk-algisi-gencleri-kiyaslamaya-itiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/sosyal-medyadaki-kusursuzluk-algisi-gencleri-kiyaslamaya-itiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal medya, kişilerin kendi bedenleriyle kurduğu ilişkiyi ve yeme davranışlarını etkileyebiliyor. Platformlarda sürekli karşılaşılan kusursuzluk algısı, özellikle gençlerin kendilerini değerlendirme biçimi üzerinde baskı oluşturabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Uzman Klinik Psikolog Ezgi Dokuzlu Tezel, sosyal medyanın günlük yaşamın önemli bir parçası haline gelmesiyle birlikte bireylerin kendilerini başkalarıyla kıyaslama eğilimini de artırdığına dikkat çekti.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bu durumun, kişinin kendisini yetersiz hissetmesine ve beden algısının olumsuz yönde etkilenmesine neden olabildiğini söyleyen Tezel, toplumsal beklentilerin, pazarlama stratejileri ve dijital içeriklerle belirli beden standartlarının sürekli görünür hale geldiğini belirtti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Tezel, özellikle ergenlik dönemindeki bireylerin bu içeriklerden daha fazla etkilenebildiğine dikkat çekti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sosyal medyada karşılaşılan idealize edilmiş yaşam tarzları ve beden görsellerinin gençlerin fiziksel görünümlerine ilişkin memnuniyetlerini azaltabildiğini ifade eden Tezel, 'İdealize edilmiş beden imajlarına yoğun biçimde maruz kalmak, beden memnuniyetsizliği, düşük benlik saygısı ve çeşitli psikolojik sorunlarla ilişkilendiriliyor.' açıklamasında bulundu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Kültürel değerler beden algısını etkiliyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Beden algısının, kişinin kendi bedenini nasıl gördüğünü, değerlendirdiğini ve yorumladığını ifade eden çok boyutlu bir kavram olduğunu belirten Tezel, 'Bu algı yalnızca bireysel deneyimlerden değil; toplumsal normlar, kültürel değerler, aile, akran ilişkileri ve medya gibi çevresel etkenlerden de besleniyor. Kişinin bedenine yönelik düşünce, duygu ve tutumlarını kapsayan beden algısı olumlu olduğunda fiziksel görünümden duyulan memnuniyet artarken, olumsuz olduğunda memnuniyetsizlik daha belirgin hale gelebiliyor. Kişinin kendisini nasıl gördüğü ile ulaşmak istediği ideal beden arasında oluşan fark ise yetersizlik, değersizlik ve sürekli kendini eleştirme eğilimini artırabiliyor.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Bedenle kurulan olumsuz ilişki düzensiz beslenmeyi tetikleyebiliyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Bedenimi sevmiyorum, zaten sağlıklı değilim, bana iyi gelmeyen şeyleri tüketebilirim' şeklindeki düşüncelerin, bireyin kendi bedenine yönelik olumsuz tutumlarının bir yansıması olduğunu dile getiren Tezel, 'Bu düşünce yapısı zamanla kişinin sağlıksız beslenme alışkanlıklarını sürdürmesine ve kendisi için yararlı olmayan seçimlerde bulunmasına neden olabilir. Bedenine saygı duymakta zorlanan bireyler, çoğu zaman rasyonel değerlendirmelerden ziyade yoğun duygularının etkisiyle hareket edebilir. Bu durum, duygusal yeme ataklarının ve düzensiz beslenme davranışlarının sürmesine katkı sağlayabilir.' ifadelerini kullandı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Ergenlikte bilinçsiz diyetler ciddi sonuçlara yol açabilir</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Olumsuz beden algısının duygusal yeme atakları ve düzensiz beslenme davranışlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlayabileceğini belirten Tezel, özellikle gençlerin ideal bedene ulaşma çabasıyla bilinçsiz diyetlere ve sağlıksız kilo kontrolü yöntemlerine yönelebileceğine işaret etti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yeme ataklarını kontrol etmekte zorlanan, yeme davranışı sonrasında yoğun suçluluk, çaresizlik veya huzursuzluk hisseden ve bu durum nedeniyle günlük yaşamı olumsuz etkilenen kişilerin bir ruh sağlığı uzmanından destek alması gerektiğini söyleyen Tezel, 'Özellikle ergenlik döneminde ideal bedene ulaşma amacıyla uygulanan bilinçsiz diyetler, sağlıksız kilo verme yöntemleri veya kontrolsüz kilo alma girişimleri ciddi fiziksel ve psikolojik sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle ailelerin bu tür davranışları dikkatle gözlemlemesi ve gerektiğinde profesyonel destek sağlaması çok kıymetli.' şeklinde konuştu. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/sosyal-medyadaki-kusursuzluk-algisi-gencleri-kiyaslamaya-itiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 10:50:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/sosyal-medyadaki-kusursuzluk-algisi-gencleri-kiyaslamaya-itiyor.jpg" type="image/jpeg" length="39696"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dondurma seçiminde dikkat edilmesi gerekenler]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/dondurma-seciminde-dikkat-edilmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/dondurma-seciminde-dikkat-edilmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dondurma ile ilgili, 'soğuk olduğu için hafiftir' düşüncesi ise çoğu zaman doğru olmayabiliyor. Sağlık açısından dondurmanın tüketiminde ürünün içeriği, porsiyonu ve tüketim sıklığına dikkat edilmesi gerekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yaz aylarında serinletici etkisi nedeniyle vazgeçilmez bir lezzeti olan dondurma, kolay da ulaşılabildiği için çocuklardan yetişkinlere tüm bireylerin ilk tercihleri arasında yer alıyor. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Uz. Dyt. Betül Merd, yaz mevsiminin vazgeçilmezleri arasında yer alan dondurma ile ilgili dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Glikoz ya da fruktoz şurubu uyarısı</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dondurmayı tek başına 'sağlıklı' ya da 'sağlıksız' olarak değerlendirmek yerine, içeriğine bakarak karar vermek gerektiğini söyleyen Merd, 'Süt, yoğurt veya krema gibi süt ürünlerinden üretilen; gerçek meyve, kakao, kuruyemiş gibi besinler içeren dondurmalar ile yoğun miktarda şeker, glikoz ya da fruktoz şurubu, bitkisel yağ, aroma verici ve çeşitli katkı maddeleri içeren ürünlerin besin değerleri kesinlikle aynı değildir. Özellikle marketlerde satılan ürünlerde 'dondurma', 'sütlü buz', 'bitkisel yağlı ürün' veya benzeri ifadeler arasındaki farklara dikkat edilmelidir. Tüketicinin yalnızca ön yüzündeki 'çilekli', 'çikolatalı' gibi ifadelere değil, mutlaka içindekiler listesine ve besin değerleri tablosuna bakması önemlidir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Doğal yöntemlerle yapılan dondurma </b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sağlıklı beslenme kuralları çerçevesinde gıdaların doğru değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Merd, uygun ve doğru porsiyon ile tüketim sıklığı açısından bir değerlendirme yapılırsa dondurmanın beslenme düzeninin içerisinde yer alabileceğini söyledi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Merd, 'Doğal yöntemlerle yapılan özellikle sade sütlü dondurmalar, şerbetli ve yoğun şeker içeren tatlılara oranla beslenme düzeninde bir alternatif olabilir. Ancak dondurma konusunda porsiyon kontrolü önemlidir. Bir top dondurmanın kalorisi; kullanılan süt, krema, şeker, çikolata, kuruyemiş ve diğer malzemelere göre değişiklik gösterebilir. Bu nedenle, 'bir top dondurma kesin olarak şu kadar kaloridir' demek doğru değildir.' diye konuştu.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>'Suya tuttum erimedi' videoları yanıltabilir</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dondurma için son yıllarda, 'Suya tuttum, erimedi! Bu dondurma neden erimiyor?' sorusunun çok sorulduğunu aktaran Merd, şöyle devam etti:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Sosyal medyada bazı dondurmaların suyun altında tutulmasına rağmen kolayca erimediğini gösteren videolar çok izlenenler arasında yer almaktadır. Bu görüntüler nedeniyle insanlarda, 'dondurmanın içinde doğal olmayan maddeler var' düşüncesi hakimdir. Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Dondurmanın geç erimesi veya erime sırasında şeklini koruması, tek başına içinde başka bir madde ya da ürünün sağlıksız olduğunu kanıtlamaz. Erimesi ya da erimemesinde kullanılan yağ miktarı, süt proteinleri, şeker ve diğer kuru maddeler ile emülgatör ve stabilizatörler, hava miktarı, üretim teknolojisi ve saklama koşulları etkilidir.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Reklamına değil etiketine bakılmalı</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Uz. Dyt. Betül Merd, 'Bazı endüstriyel dondurmalarda ürünün yapısını ve dokusunu korumak amacıyla stabilizatör ve emülgatörler kullanılır. Bunlar mevzuata uygun miktarlarda kullanıldığında gıda üretiminde izin verilen bileşenlerdir. Dolayısıyla yalnızca 'Suya tuttum, erimedi' görüntüsünden yola çıkarak dondurmanın sağlıklı olmadığı sonucuna varmak bilimsel açıdan doğru değildir. Ancak bu videolar tüketiciye önemli bir mesaj vermektedir. Dondurma satın alırken yalnızca görüntüsüne veya reklamına değil, etiketine bakmak gerekir.' diye ekledi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dondurma alırken dikkat etmeniz gerekenler</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Merd, dondurma alırken tüketicilerin şu kıstasları göz önünde bulundurması gerektiğini sıraladı:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>1. İçindekiler listesi: Listenin başında şeker veya şeker içeren bileşenlerin bulunması, ürünün yüksek miktarda ilave şeker içerebileceğini düşündürür. Tercih etmeyin. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>2. Yağ kaynağı: Süt yağı ile farklı bitkisel yağların kullanılması ürünün besin profilini değiştirebilir. Dikkatli olun. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>3. Şeker miktarı: 'Şekersiz, fit, light' veya 'meyveli' gibi ifadeler ürünün otomatik olarak sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Besin değerleri tablosundaki şeker ve enerji miktarını mutlaka inceleyin. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>4. Porsiyon: Bir paketin tamamını tek porsiyon olarak değerlendirilmemeli. Özellikle kutulu dondurmalarda paket üzerinde belirtilen porsiyon miktarı ile tüketilen miktar birbirinden çok farklı olabilir.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Meyveli yazan dondurmada gerçekten meyve var mı?</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Dondurmaların paket içeriğinde 'çilekli, orman meyveli, mango aromalı' ifadelerinin ürünün mutlaka yüksek miktarda gerçek meyve içerdiğini göstermediğini vurgulayan Merd, 'Bazı ürünlerde gerçek meyve bulunurken bazı ürünlerde meyve aroması veya meyve preparatları kullanılabilir. Bu nedenle 'meyveli' kelimesinden çok içindekiler listesine bakmak tüketici için daha doğru bir yaklaşımdır. Piyasada 'en sağlıklı dondurma bu' şeklinde bir yaklaşım olmamalı. Seçim yaparken daha kısa ve anlaşılır bir içerik listesine sahip, süt ürünü içeren, ilave şeker miktarı daha düşük, porsiyonu kontrol edilebilir ürünler tercih edilmeli. Evde hazırlanan dondurmalar daha sağlıklıdır. Yoğurt veya süt ile meyvenin bir araya getirildiği, ilave şeker miktarı kontrol edilmiş tarifler hem çocuklar hem yetişkinler tarafından gönül rahatlığıyla tüketilebilir.' ifadelerini kullandı. <b>(İLKHA)</b></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/dondurma-seciminde-dikkat-edilmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 10:29:52 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/dondurma-seciminde-dikkat-edilmesi-gerekenler.jpg" type="image/jpeg" length="79447"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Komşu dairedeki ilaçlama bile zehirleyebilir!]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/komsu-dairedeki-ilaclama-bile-zehirleyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/komsu-dairedeki-ilaclama-bile-zehirleyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde böcek ilaçlamasının ardından zehirlendiği iddia edilen 9 yaşındaki bir çocuğun hayatını kaybetmesi, ev ve apartmanlarda yapılan ilaçlamaların güvenliğini yeniden gündeme getirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'>Böcek ilaçlarının yalnızca uygulandığı dairede değil, hava ve tesisat boşlukları aracılığıyla komşu dairelerde de risk oluşturabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Müge Ensari Özay, özellikle sisleme, aerosol ve gaz oluşturan uygulamalarda çok daha sıkı önlemler alınması gerektiğini söyledi.</p> <p>Profesyonel uygulamada ürünün ne olduğunun, nerede ve hangi dozda kullanıldığının ve uygulamayı kimin yaptığının izlenebilir olması gerektiğini vurgulayan Dr. Özay, 'Firmanın 'gizli formül', 'çok güçlü ilaç' veya 'ruhsata gerek yok' gibi gerekçelerle ürün bilgisini vermemesinin önemli bir güvenlik uyarısı olduğunu kaydetti.</p> <p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Müge Ensari Özay, ev ve apartmanlarda yapılacak güvenli ilaçlamanın temel koşullarını anlattı.</p> <p><strong>Her böcek ilacı aynı riski taşımıyor</strong></p> <p>'Böcek ilacı' ifadesinin tek başına bir ürünün ne kadar tehlikeli olduğunu anlamak için yeterli olmadığını belirten Doç. Dr. Müge Ensari Özay, 'Ev ve apartmanlarda yapılan biyosidal uygulamalarda sağlık riski; kullanılan aktif maddenin toksisitesi, formülasyonu, dozu, uygulama yöntemi, ortamın hacmi ve havalandırma koşullarına bağlı olarak büyük ölçüde değişir.' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>Jel ve yem uygulamalarında riskin genellikle daha düşük olduğunu ifade eden Doç. Dr. Özay, şöyle devam etti:</p> <p>'Püskürtme ve özellikle sisleme veya aerosol uygulamalarında solunum yoluyla maruziyet ciddi sağlık risklerine neden olabilir. Organofosfat ve karbamatlar gibi asetilkolinesteraz inhibitörleri akut nörotoksisite açısından daha yüksek risk taşırken, piretroitlerde insanlardaki akut toksisite genellikle daha düşük olmakla birlikte yüksek doz veya yoğun maruziyet yine zehirlenmeye yol açabilir.'</p> <p><strong>Gaz oluşturan ürünlerde risk çok daha yüksek!</strong></p> <p>En kritik ayrımlardan birinin fumigant olarak adlandırılan gazla mücadele ürünleri olduğunu kaydeden Doç. Dr. Özay, 'Örneğin alüminyum fosfit nemle temas ettiğinde çok toksik fosfin gazı oluşturur ve kapalı alanlarda kısa sürede yaşamı tehdit eden maruziyet meydana gelebilir. Bu nedenle 'böcek ilacı' ifadesi tek başına risk değerlendirmesi için yeterli değildir. Ürünün aktif maddesi, formülasyonu, kullanım amacı ve ruhsatlı etikette belirtilen uygulama koşulları mutlaka bilinmelidir. Türkiye'de halk sağlığı alanında biyosidal ürün kullanarak zararlılarla mücadele eden gerçek veya tüzel kişilerin Biyosidal Ürün Uygulama İzin Belgesi alması ve uygulamaların mevzuatta öngörülen eğitimli personel tarafından gerçekleştirilmesi gerekmektedir.' diye konuştu.</p> <p><strong>Komşu dairedekiler de zehirlenebilir!</strong></p> <p>İlaçlamanın gerçekleştirildiği dairenin dışındaki kişilerin de bazı uygulamalarda kimyasala maruz kalabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Müge Ensari Özay, özellikle apartmanlarda bu riskin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.</p> <p>Doç. Dr. Özay, 'Özellikle aerosol, sisleme veya gaz oluşturan ürünlerde, uygulamanın yapıldığı dairenin dışındaki kişilerin de maruz kalması mümkündür. Apartmanda hava hareketleri; ortak havalandırma ve klima kanalları, tesisat ve elektrik şaftları, asansör ve merdiven boşlukları, kapı altları ve duvar içindeki açıklıklar üzerinden gerçekleşebilir.' dedi.</p> <p>Yayılımın her ilaçlamada aynı olmayacağını da ifade eden Doç. Dr. Özay, ürünün fiziksel özellikleri, partikül veya gaz boyutu, uygulama basıncı, bina içerisindeki basınç farkları ve havalandırma sisteminin çalışma şeklinin sonucu belirlediğini kaydetti.</p> <p><strong>'Kapıyı kapatmak yeterli değil!'</strong></p> <p>Özellikle fumigantlarda tehlikenin daha yüksek olduğunun altını çizen Doç. Dr. Özay, gazların bina içerisindeki hava akımları ve bağlantılı boşluklar üzerinden beklenmeyen noktalara ulaşabileceğini belirtti.</p> <p>Doç. Dr. Müge Ensari Özay, 'Bu nedenle yalnızca 'ilaçlanan dairenin kapısını kapatmak' yeterli bir izolasyon yöntemi değildir. Kapsamlı uygulamalarda komşu daireler, ortak alanlar ve havalandırma sistemleri de risk değerlendirmesine dahil edilmeli, ilaçlanan alan izole edilmeli ve uygulama sonrasında güvenli yeniden giriş koşulları sağlanmalıdır.' şeklinde konuştu.</p> <p>Gazla mücadele uygulamalarında ise yalnızca belirli bir süre beklemenin yeterli olmayabileceğini dile getiren Doç. Dr. Özay, 'Ürünün ruhsatlı kullanım talimatları ve ortam ölçümleri esas alınmalıdır.' uyarısında bulundu.</p> <p><strong>Apartman sakinleri ilaçlamadan önce bilgilendirilmeli</strong></p> <p>Kapsamlı apartman ilaçlamalarında bina sakinlerinin önceden haberdar edilmesinin temel bir güvenlik önlemi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Özay, 'Özellikle püskürtme, ULV, sisleme veya gaz oluşturan uygulamalarda bina sakinlerinin önceden bilgilendirilmesi temel risk iletişimi ve önleme tedbiridir. Uygulama öncesinde kullanılacak ürünün adı ve aktif maddesi, uygulama yöntemi, etkilenecek alanlar, binanın ne kadar süreyle boşaltılacağı, havalandırma ve yeniden giriş koşulları belirlenmelidir. Uygulama sırasında işlem yapılan alan erişime kapatılmalı, gerekli ise ortak havalandırma sistemleri izole edilmeli ve çalışanlar ürünün gerektirdiği kişisel koruyucu donanımı kullanmalıdır.' dedi.</p> <p><strong>'Her ilaçlamadan sonra iki saat havalandırın' yaklaşımı doğru değil</strong></p> <p>İlaçlama sonrasında ne kadar süre bekleneceğine ilişkin standart bir sürenin her ürün için geçerli olmayacağını vurgulayan Doç. Dr. Özay, 'Burada önemli olan her ilaçlamada iki saat havalandırma gibi genel bir süre belirlemek değil, kullanılan ürünün ruhsatlı etiketi ve güvenlik bilgi formundaki spesifik koşulları uygulamaktır.' ifadesinde bulundu.</p> <p><strong>İlaçlama firmasından bunları mutlaka isteyin!</strong></p> <p>Vatandaşların ilaçlama yaptırmadan önce firmanın yetkisini sorgulaması gerektiğine işaret eden Doç. Dr. Müge Ensari Özay, firmanın Biyosidal Ürün Uygulama İzin Belgesi bulunup bulunmadığının İl Sağlık Müdürlüğü üzerinden doğrulanabileceğini söyledi.</p> <p>Uygulamayı gerçekleştirecek kişinin de gerekli uygulayıcı sertifikasına sahip olması gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Özay, 'Vatandaş uygulama öncesinde ürünün ticari adını, aktif maddesini ve konsantrasyonunu, Bakanlık ruhsat veya tescil bilgisini, onaylı etiketini, Güvenlik Bilgi Formunu, kullanılacak uygulama yöntemini, uygulanacak miktarı ve yeniden giriş süresini yazılı olarak istemelidir.' dedi.</p> <p><strong>'Gizli formül, çok güçlü ilaç' deniliyorsa dikkat!</strong></p> <p>İlaçlama firmasının kullanılan kimyasalın içeriğini açıklamamasının önemli bir uyarı işareti olduğunu belirten Doç. Dr. Özay, şu değerlendirmede bulundu:</p> <p>'Firmanın 'gizli formül', 'çok güçlü ilaç' veya 'ruhsata gerek yok' gibi gerekçelerle ürün bilgisini vermemesi önemli bir güvenlik uyarısıdır. Profesyonel uygulamada ürünün ne olduğunun, nerede ve hangi dozda kullanıldığının ve uygulamayı kimin yaptığının izlenebilir olması gerekir.'</p> <p><strong>Aynı anda birkaç kişide bulantı ve baş dönmesi varsa dikkat!</strong></p> <p>İlaçlama sonrasında aynı ortamda bulunan birden fazla kişide benzer şikâyetlerin görülmesinin kimyasal maruziyet ihtimali açısından ciddiye alınması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Özay, belirtileri şöyle sıraladı:</p> <p>'İlaçlama sonrası birden fazla kişide baş ağrısı, bulantı, kusma, baş dönmesi, halsizlik, göz veya solunum yolu irritasyonu gibi belirtiler ortaya çıkması kimyasal maruziyet açısından ciddiye alınmalıdır. Özellikle nefes darlığı, bilinç değişikliği, bayılma, nöbet veya ciddi dolaşım ve solunum bulguları varsa acil tıbbi değerlendirme gerekir.'</p> <p><strong>İlacın kokusunu kontrol etmek için eve geri dönmeyin!</strong></p> <p>Zehirlenme şüphesinde yapılan en tehlikeli hatalardan birinin maruziyet alanına yeniden girmek olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Özay, 'Zehirlenmeden şüphelenilen kişinin kaynağı araştırmak veya ilacın kokusunu kontrol etmek amacıyla tekrar maruziyet alanına girmesi kesinlikle doğru değildir. Öncelikle temiz havaya çıkılmalı, ürünün adı ve etiketi mümkünse güvenli bir yerden temin edilerek sağlık ekiplerine bildirilmelidir. Kıyafet veya deri teması varsa uygun dekontaminasyon uygulanmalıdır. Kişinin kendi kendine kusması sağlanmamalı, başka bir kimyasalla 'nötralizasyon' yapılmaya çalışılmamalı ve alana koruyucu ekipman olmadan tekrar girilmemelidir. Özellikle fumigant veya gaz şüphesinde havalandırma amacıyla bile olsa eğitimsiz kişilerin kapalı alana girmesi ikincil maruziyete neden olabilir. Türkiye'de zehirlenme danışmanlığı için 114 Ulusal Zehir Danışma Merkezine bildirilerek, ciddi belirtilerde acil sağlık hizmeti alınmalıdır.' şeklinde sözlerini tamamladı. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/komsu-dairedeki-ilaclama-bile-zehirleyebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 22:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/komsu-dairedeki-ilaclama-bile-zehirleyebilir.jpg" type="image/jpeg" length="86472"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar, sosyal medyada görünürlük uğruna yapılan tehlikeli akımlara karşı uyardı]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/uzmanlar-sosyal-medyada-gorunurluk-ugruna-yapilan-tehlikeli-akimlara-karsi-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/uzmanlar-sosyal-medyada-gorunurluk-ugruna-yapilan-tehlikeli-akimlara-karsi-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal medyada daha fazla izlenme, beğeni ve yorum alma isteğini özellikle çocuk ve ergenleri sınırlarını zorlayan davranışlara yöneltebildiğini belirten uzmanlar, sosyal medyadaki 'sosyal kanıt' etkisinin tehlikeli davranışları bile normalleştirebildiğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Klinik Psikolog Seren Doğantekin, sosyal medyada görünürlük arayışının psikolojik nedenlerini, tehlikeli sosyal medya akımlarının neden hızla yayılabildiğini ve özellikle çocuklar ile ergenlerin bu akımlardan neden daha fazla etkilenebildiğini değerlendirdi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Görünür olma isteğinin arkasında 'görülme ve kabul edilme' ihtiyacı var</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sosyal medyada daha görünür olabilmek için sınırların zorlanmasının yalnızca 'dikkat çekme isteği' ile açıklanamayacağını belirten Klinik Psikolog Seren Doğantekin, 'Sosyal medyada görünür olma isteğinin arkasında çoğu zaman beğenilme, kabul görme, bir gruba ait olma, merak, heyecan arayışı ve sosyal onay ihtiyacı bulunur. Beğeni, yorum ve izlenme sayıları kişinin aldığı sosyal geri bildirimi görünür ve ölçülebilir hale getirir. Özellikle kişinin kendilik değerini dışarıdan aldığı onay üzerinden değerlendirmeye başladığı durumlarda, daha fazla ilgi çekebilmek için sınırları zorlama eğilimi ortaya çıkabilir. Burada yalnızca 'dikkat çekme isteğinden' değil, kişinin görülme ve kabul edilme ihtiyacının sosyal medya üzerinden karşılanmaya çalışılmasından söz ediyoruz.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>'Herkes yapıyorsa tehlikeli değildir' yanılgısı oluşabiliyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Bir davranışın çok sayıda kişi tarafından yapılması, o davranışın normal ve kabul edilebilir olduğu algısını güçlendirebilir.' diyen Klinik Psikolog Seren Doğantekin, 'Psikolojide sosyal kanıt ve sosyal normların etkisiyle açıklayabileceğimiz bu durumda kişi, çevresindeki insanların davranışlarını kendi kararına referans olarak kullanabilir. Özellikle olumsuz sonuçları videolarda görmüyorsa risk olduğundan daha düşük algılanabilir. Nitekim araştırmalar, ergenlerin çok sayıda beğeni almış içeriklere daha fazla yöneldiğini ve bunun riskli davranışları gösteren içerikler için de geçerli olabildiğini göstermektedir.' diye konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Sağlıklı paylaşım ne zaman riskli onay arayışına dönüşüyor?</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kendini ifade etmenin, yaşadıklarını paylaşmanın ve sosyal çevreden geri bildirim almak istemenin doğal bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan Doğantekin, 'İnsanların kendilerini ifade etmek, yaşadıklarını paylaşmak ve çevrelerinden geri bildirim almak istemeleri son derece doğaldır. Burada belirleyici olan, sosyal medyadan alınan geri bildirimin kişinin kendilik değerini ne ölçüde belirlemeye başladığıdır. Paylaşım beklenen ilgiyi görmediğinde yoğun değersizlik, öfke veya kaygı ortaya çıkıyorsa; kişi daha fazla izlenmek için giderek daha uç, mahrem ya da tehlikeli davranışlara yöneliyorsa sağlıklı paylaşım ihtiyacının yerini riskli bir onay arayışı almaya başladığını düşünebiliriz.' şeklinde konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Ergen için risk, aynı zamanda 'gruba kabul edilme fırsatı' olarak görülebiliyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Tehlikeli sosyal medya akımlarında en önemli risk gruplarından birinin çocuklar ve ergenler olduğunu belirten Doğantekin, şöyle devam etti:</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Ergenlik döneminde akranlar tarafından kabul edilmek ve bir gruba ait hissetmek gelişimsel olarak oldukça önemlidir. Aynı zamanda ödüle ve sosyal geri bildirime duyarlılık yüksekken, dürtü kontrolü, uzun vadeli sonuçları değerlendirme ve özdenetimle ilişkili sistemler gelişimini sürdürmektedir. Dolayısıyla bir yetişkinin 'gereksiz bir risk' olarak değerlendirdiği davranış, ergen için arkadaşları tarafından kabul edilme, eğlenme veya görünür olma fırsatı olarak algılanabilir. Araştırmalar da ergenlerde risk alma davranışlarının sosyal bağlamdan ve akranların davranışlarından önemli ölçüde etkilenebildiğini ortaya koyuyor.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>'Daha çarpıcı içerik, daha fazla ilgi' döngüsü oluşabilir</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sosyal medyada yeterince ilgi görmediğini düşünen bir çocuğun zaman içerisinde daha sıra dışı ve riskli içeriklere yönelmesinin mümkün olduğunu söyleyen Doğantekin, 'Çocuk, sıradan paylaşımlarının az ilgi gördüğünü ancak daha sıra dışı veya sınırları zorlayan içeriklerin daha fazla izlendiğini fark ettiğinde, 'daha çarpıcı içerik = daha fazla ilgi' şeklinde bir öğrenme döngüsü oluşabilir. Beğenilerin ergenlerde ödül işlemeyle ilişkili beyin bölgelerinde daha güçlü yanıtlarla bağlantılı olduğunu gösteren çalışmalar da sosyal geri bildirimin bu yaş grubunda neden güçlü olabileceğini anlamamıza yardımcı oluyor.' dedi.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Tehlike, zarar görülmesine rağmen davranışın sürdürülmesiyle büyüyor</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sürekli dikkat çekmeye çalışmanın tek başına psikolojik bir bozukluk göstergesi olmadığını vurgulayan Doğantekin, 'Tek başına dikkat çekme isteği psikolojik bir bozukluk anlamına gelmez. Burada davranışın sıklığı, şiddeti, kontrol edilebilirliği ve kişinin yaşamına verdiği zarar önemlidir. Kişi daha fazla ilgi görmek için fiziksel güvenliğini tekrar tekrar tehlikeye atıyor, zarar görmesine rağmen aynı davranışları sürdürüyor, sosyal medyada ilgi görmediğinde yoğun değersizlik veya öfke yaşıyor ya da giderek daha tehlikeli davranışlara ihtiyaç duyuyorsa psikolojik değerlendirme faydalı olacaktır. Özellikle çocuk ve ergenlerde buna dürtüsellik, kendine zarar verme davranışları, belirgin duygu durum değişiklikleri, okul ve aile ilişkilerinde bozulma veya sosyal medyadan uzak kaldığında yoğun sıkıntı eşlik ediyorsa profesyonel destek alınması önemlidir.' diye konuştu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Yasaklamak yerine düşündüren sorular sorun</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Ailelerin çocuklarını tehlikeli sosyal medya akımlarından korumak için yalnızca yasaklayıcı bir dil kullanmasının yeterli olmayabileceğine dikkat çeken Doğantekin, 'Çocukları tehlikeli akımlardan korurken yalnızca 'Bunu yapma' demek yerine, neden yapmak istediğini anlamaya çalışmak daha koruyucu bir yaklaşım olabilir. 'Bu video çok izlendiği için mi sana güvenli geliyor?', 'Kamera olmasaydı bunu yine yapmak ister miydin?' veya 'Bir şeyin çok beğenilmesi onun güvenli olduğu anlamına gelir mi?' gibi sorular çocuğun eleştirel düşünme ve risk değerlendirme becerisini destekleyebilir.' şeklinde sözlerini tamamladı. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Haber merkezi</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/uzmanlar-sosyal-medyada-gorunurluk-ugruna-yapilan-tehlikeli-akimlara-karsi-uyardi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 16:46:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/uzmanlar-sosyal-medyada-gorunurluk-ugruna-yapilan-tehlikeli-akimlara-karsi-uyardi.jpg" type="image/jpeg" length="58348"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Pekdemir'den kritik uyarı: Sıcaklık arttıkça kalp krizi riski artıyor]]></title>
      <link>https://erganigazetesi.com.tr/prof-dr-pekdemirden-kritik-uyari-sicaklik-arttikca-kalp-krizi-riski-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://erganigazetesi.com.tr/prof-dr-pekdemirden-kritik-uyari-sicaklik-arttikca-kalp-krizi-riski-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı sıcakların özellikle kalp hastaları için ciddi risk oluşturduğunu, sıcaklık artışıyla birlikte kalp krizi, ritim bozukluğu ve ani ölüm riskinin artabileceğini söyleyen Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Pekdemir, kalp hastalarının sıcak havalarda daha dikkatli olması gerektiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Pekdemir, aşırı sıcakların özellikle kalp hastaları üzerindeki etkileri, oluşturabileceği ciddi riskler ve hastaların sıcak havalarda alması gereken önlemlerle ilgili İLKHA muhabirine önemli açıklamalarda bulundu.</p> <p>Sıcak havaların, koroner arter hastalığı, yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, kalp kapak hastalığı, ciddi akciğer basıncı yüksekliği ve ritim bozukluğu bulunan hastaları daha fazla etkilediğini belirten Prof. Dr. Pekdemir, sıcaklık artışıyla birlikte kalp krizi ve ani ölüm riskinin de yükseldiğini ifade etti.</p> <p><strong>'Sıcaklık arttıkça kalp krizi riski de artıyor'</strong></p> <p><strong><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/9b1862a8-2adf-45b3-8726-aba06c7d216d.jpg' /></strong></p> <p><em><strong>Prof. Dr. Hasan Pekdemir</strong></em></p> <p>Sıcak havaların kalp hastaları üzerindeki etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Pekdemir, sıcaklık artışıyla birlikte kalp krizi ve ani ölüm riskinde artış görülebildiğini belirterek, 'Özellikle sıcaklık artışı ile beraber kalp krizi geçirme riskinde her santigrat derece artışında yüzde 2-3 gibi ölüm oranları, ani ölüm oranları, kalp krizi geçirme oranları artar.' dedi.</p> <p>Aşırı sıcakların vücutta ciddi sıvı ve elektrolit kaybına neden olabileceğini ifade eden Pekdemir, bunun da kalp hastalarında çeşitli komplikasyonları beraberinde getirebileceğini söyledi.</p> <p>Pekdemir, 'Özellikle sıcak havalarda aşırı sıvı kaybı, yine aşırı sıcağın etkisi ile vücut dengesinin bozulması, ani tansiyon düşüşleri, sıvı kaybı ile beraber dehidratasyon dediğimiz vücutta sıvı kaybı ve kanın akışkanlığının azalması ve yine sıvı kaybı ve aşırı sıcakların etkisi ile ciddi vücutta elektrolit dengesinin bozulması; bunlar ciddi aritmiler, kalp yetmezliğinin kötüleşmesi, özellikle tansiyon hastalarının durumunun ağırlaşması ve kalp krizlerinde artışları birlikte getirebilir.' ifadelerini kullandı.</p> <p><strong>Kalp hastalarına sıcak hava uyarısı</strong></p> <p>Kalp hastalarının özellikle günün en sıcak saatlerinde güneş altında bulunmaktan kaçınmaları gerektiğini belirten Pekdemir, mümkün olduğunca serin ortamlarda bulunulmasını tavsiye etti.</p> <p>Pekdemir, 'Bu tür hastaların genellikle sıcak havalarda kendilerini serin ortamlarda korumaları, özellikle gündüz saat 11.00 ile 17.00 arasında çok güneş altında, aşırı sıcak ortamda bulunmamaları, mümkünse işlerini bu saatlerin dışında yapmaları gerekiyor. İhtiyaç olmadan, çok susamadan yine su içmeleri, sıvı takviyeleri yapmaları gerekir.' dedi.</p> <p>Ancak kalp yetmezliği bulunan hastaların sıvı tüketiminde dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Pekdemir, fazla sıvı alımının bazı hastalarda kalp yetmezliğini ağırlaştırabileceğini belirtti.</p> <p><strong>'Kalp yetmezliği olanlar sıvı dengesine dikkat etmeli'</strong></p> <p><strong><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/66f37b92-a4f8-41db-bed9-9d0fef36e33e.jpg' /></strong></p> <p>Özellikle ciddi ritim bozukluğu, hipertansiyon, koroner arter hastalığı ve kalp yetmezliği bulunan kişilerin sıcak havaların etkisinden korunması gerektiğini ifade eden Pekdemir, 'Mecbur kalmadıkça güneş altında fazla kalmalarını önermiyoruz.' diye konuştu.</p> <p>Kalp yetmezliği bulunan ve yoğun ilaç kullanan hastalarda elektrolit dengesizliğinin daha önemli hale geldiğini belirten Pekdemir, aşırı sıcaklarla birlikte sıvı kaybının bu tabloyu daha da ağırlaştırabileceğini söyledi.</p> <p>Pekdemir, 'Eğer kalp yetmezliği varsa aşırı sıcak havalarda yine de sıvı dengesine dikkat etmesi gerekiyor. Aşırı su tüketmek bazen kalp hastalarına, kalp yetmezliği olan hastalara ciddi yük getirebilir, kalp yetmezliğini artırabilir. Bu türlü hastaların aldığı, çıkardığı dengesini koruyarak sıvı dengesini ona göre ayarlamasını istiyoruz.' ifadelerini kullandı.</p> <p><strong>Kalp krizi geçiren hastalar daha dikkatli olmalı</strong></p> <p>Yakın zamanda kalp krizi geçirmiş ve stent takılmış hastaların sıcak havalarda sıvı kaybına karşı daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Pekdemir, dehidratasyonun ciddi riskler oluşturabileceğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p>Pekdemir, 'Yine koroner arter hastalığı, yüksek tansiyon olan hastalarda dehidratasyon çok önemli. Yakın zamanda kalp krizi geçirmiş bir hastaysa ciddi sıvı kaybı olduğu zaman kanın akışkanlığı artacağı için stentlerin trombozunda, stentlerin yerinden tıkanmasında veya kalp krizinin tetiklenmesinde biraz önce de bahsettiğim gibi yüzde 2-3 her santigrat derece artışında kalp krizinin tetiklenmesine arttığına dair yayınlar var.' dedi.</p> <p>Bu hastaların terlemeyle kaybettikleri sıvıyı yerine koymaları gerektiğini belirten Pekdemir, susama hissinin oluşmasını beklemeden yeterli sıvı alınmasını tavsiye etti.</p> <p><strong>'İlaç kullanan hastalar doktor kontrolünde hareket etmeli'</strong></p> <p><strong><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/13fe2f0c-0a30-4eae-8d04-85ee74fd95e4.jpg' /></strong></p> <p>Sıcak havalarda özellikle kalp yetmezliği hastalarının kullandığı idrar söktürücü ilaçlara da dikkat edilmesi gerektiğini belirten Pekdemir, sıvı kaybının arttığı dönemlerde ilaç dozlarının doktor tarafından yeniden değerlendirilmesinin gerekebileceğini söyledi.</p> <p>Pekdemir, 'İlaç kullananlara önerimiz şu, sıcak havalarda kalp yetmezliği olanlarda sıvı kaybı fazla olacağı için idrar söktürücü ilaçların dengeli ayarlanması gerekir. Bazen çok sıcak havalarda dozunu azaltmak gerekebilir. Onun dışında ekstra normal rutinlerine devam etsinler. Yeter ki kaybettikleri sıvıları tekrar alsınlar.' ifadelerini kullandı.</p> <p><strong>'Göğüs ağrısı ve nefes darlığı geçmiyorsa hastaneye başvurun'</strong></p> <p><strong><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/8ca3f3e8-2aef-40ba-9e11-05c378b50ced.jpg' /></strong></p> <p>Sıcak havaya maruz kaldıktan sonra ortaya çıkan bazı belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Pekdemir, dinlenme ve sıvı alımına rağmen geçmeyen göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntının önemli bir uyarı işareti olduğunu söyledi.</p> <p>Pekdemir, 'Çok aşırı bir hasta sıcak havaya maruz kaldığı zaman istirahat ettiğinde, dinlendiğinde, gölgeye geçtiğinde, sıvı aldığında geçmeyen göğüs ağrısı, geçmeyen nefes darlığı, geçmeyen çarpıntıları varsa, belli bir süre dinlendikten, sıvı aldıktan sonra bunlar düzelmiyorsa, özellikle de tansiyon düşüklüğü ve bilinç kaybına gidecek derecede bir halsizlik, bitkinlik oluşmuşsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmalı.' uyarısında bulundu. <strong>(İLKHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Malatya</category>
      <guid>https://erganigazetesi.com.tr/prof-dr-pekdemirden-kritik-uyari-sicaklik-arttikca-kalp-krizi-riski-artiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 16:09:38 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erganigazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/erganigazetesi-com-tr/uploads/2026/08/prof-dr-pekdemirden-kritik-uyari-sicaklik-arttikca-kalp-krizi-riski-artiyor.jpg" type="image/jpeg" length="66647"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
